31 Temmuz 2012 Salı

Şems-i Tebrizi 'den Dost

Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.


Şems-i Tebrizi 'den Bazen

"Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için"

"Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için."

“Bazen ağlamak gerekir, açılmak için"

“Bazen anmak gerekir, anılmak için"

“Bazen de susmak gerekir, duymak için"

29 Temmuz 2012 Pazar

Doğanın İyileştirici Gücü Üzerine


Doğanın iyileştirici gücü "kabuldür"...O herkesi herşeyi olduğu gibi kabul eder ve biz onun kabulünü en derinimizden "biliriz".  Bu şekilde içimizdeki iyileştirici güç uyanır ve harekete geçer. Şifa için en önemli ihtiyaç içten kabuldür...

Tıpkı "Ne olursan ol yine gel" diyen Rumi gibi...

Ancak kendimizi  tamamen ve bütünüyle kabul ederek iyileşmeye başlıyoruz. Keza yaşamımızdaki insanlara da verebileceğimiz en güzel hediye bu...Onları tamamen  ve bütünüyle oldukları gibi kabul etmek...

Olanı olduğu gibi kabul edince de yaşam bizi iyileştiriyor...

Tanrı bizi iyileştiriyor...

Çocuklar gibi neşeli oluyoruz ve ışık saçıyoruz...

Herşey çok güzel oluyor!

Sevgiyle

C.G. Jung 'dan Uyanış

"Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır. Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur,içeriye bakan uyanır,kendini keşfeder."

My Blue Mermaid




The one I liked most !



 

26 Temmuz 2012 Perşembe

Abraham Hicks

 "Anything That You Can Imagine is Yours to Be or Do or Have."




Olabileceğiniz, yapabileceğiniz ya da sahip olabileceğiniz şeyleri ancak hayal edebilirsiniz. Hayal edebiliyorsanız zaten sizindir.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Bir Modern Zaman Elçisi " Miyazaki"

Miyazaki 'yi  Heidi çizgi filminden tanıyoruz çoğumuz...Yaşı kırkların  ortasında seyredenler için çok şey ifade eder bu çizgi film...Hatırlayabildiğimiz bir kaç çizgi filmden biridir.



Ben kendi adıma kaşar peynirlerini çatala takıp ocakta eritip sıcak süt ve ekmekle yemeğe çalıştığımı hatırlıyorum örneğin...Merak etmiştim bu lezzeti !

Bir de saman yatağına özenmiştim Heidi'nin...Bir yaz tatilinde böyle bir yatak yapmaya çalıştığımı hatırlıyorum....

Meraklı bir kızdım işte! Öğrendiğim herşeyi kendim de deneyimlemek isterdim ...Ne yaparsınız ?




Benim cahilliğim belki ...Meğer daha pek çok muhteşem eseri varmış Miyazaki'nin...

Benim için çok değerli ve özel biri tanıştırdı beni büyük usta Miyazaki ile...Yeniden !

İlk izlediğim eseri "Howl'un Yürüyen Şatosu" idi...



Ruhuma dokundu çizgileri , renkleri , müzikleri  ve de öyküsü filmin ...Aşık oldum !

Doğa ile insan ruhunun sade ince kırılgan neşeli çocuksu bir dansı idi sanki onun eserleri ...

İnsanı ve doğayı bir bütün olarak anlatıyor eserlerinde Miyazaki.

Ancak insanın hırsları ve sahiplenme "hastalığı" nedeniyle acı çeker doğa ...

Ve fakat hep bir umut vardır...

Çocuksu bir söylemle  doğa,  hayvanlar ağaçlar dile gelir ve insanla konuşurlar.

Doğanın mesajını insanlara yarattığı eserleri ile ulaştıran,  bir modern zaman "elçisi" dir Miyazaki.

Kahramanları genelde materyalizme teslim olmamış "çocuk kalbine" sahip çocuklar ya da gençlerdir.

Kültürün yüzyılardır öyküler, şarkılar ve dans ile nesilden nesile aktarılmaktadır.

 İşte Miyazaki yeni dünyanın yeni kültürünü yaratıyor eserleri ile bana göre.

Tüm eserlerinin el emeği olduğunun da altını çizmek isterim...Ve de çoğu eserin metni de kendisine aittir...

Görsel, işitsel ve duygusal bir şölen her bir eseri...

Bir çok ünlü animasyon yönetmeni yaratıcılıkta tıkanınca onun eserlerini izleyip ilham alıyormuş.

İşte ben de oğullarımı Miyazaki'nin  dünyası ve varlığı ile tanıştırıyorum bu yaz...Tek tek izlemeye başladık eserlerini ...Onun yaratıcılığı, doğa ve insan sevgisi , iyimserliği ve herşeyden önemlisi alçakgönüllüğü ve içsel erdemliliği besliyor minik yüreklerini oğulcuklarımın...

Bizim evdeki hazinemiz şöyle...

Rüzgarlı Vadi

Gökteki Kale

Küçük Denizkızı Ponyo

Kırmızı Kanatlar

Ruhların Kaçışı

veeeee....Aşırıcılar...

Eksiklerimizi de bir an önce tamamlayacağız!
Her bir eserde derin bir sevgi , anlayış ve kabulun altı çizliiyor. Çocuklarımızın etik değerlerinin oluşmasında son derece etkili eserler bunlar. Çok derin duygulara dokunuyor ve insan olma yolculuğunda önemli farkındalıklar yaşatıyor açık yürekli ve dürüst kalplere.

Üstelik sürdürülebilir bir yaşamın tohumlarını ekiyor Miyazaki çocuklarımızın zihinlerine...Ki onlar yarının dünyasında duruşları ile belirleyecek olanlar gezegenin geleceğini...

İşte sanatın gücü bu! Dünyayı değiştirebilecek bir gücü var sanatın ve sanatçının !

Belki de bundandır bazılarının sanattan ve sanatçılardan korkması, yasaklaması ve hatta yok sayması ? Kim bilir?

Biraz da netten bilgi paylaşayım sizlerle...

1941 yılında Tokyo'da doğmuş Hayao Miyazaki...Japon manga (çizgi roman) ve animasyon sanatçıcı... Lise yıllarında izlediği dünyanın en uzun metrajlı ilk renkli animasyon filminden etkilenerek , çizgi roman çizeri olmaya karar vermiş.Üniversite yıllarında Marksist düşünceden etkilenmiş.Mezun olunca da Toei Animasyon şirketinde animatör olarak çalışmaya başlamış. Elli yılı aşkın bir süredir animasyon dünyasının içindedir ve en yakın çalışma arkadaşı Isao Takahata ile birlikte Studio Ghibli adlı animasyon stüdyosunun kurucusudur.


2002 'de Ruhların Kaçışı isimli ile Oscar Ödülü alana kadar kimse onu tanımıyormuş.


Animasyonun en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Hayao Miyazaki'nin animasyon filmlerinin başarısı dünya çapında ilgi görmüş ve ismi Amerikalı Walt Disney, İngiliz Nick Park ve Robert Zemeckis ile karşılaştırılır hale gelmiştir. Miyazaki Time dergisinin dünyanın en etkileyici insanları listesinde yer almaktadır.

Çocuklarınızla gerçek ve keyifli paylaşım anları için bulunmaz fırsat  onun eserleri...

Sizleri bu sıcak yaz günlerinde Miyazaki'nin hazinelerini keşif etmeye davet ediyorum !

Miyazaki 'yi yaşamıma katmama vesile olana , kucak dolusu sevgiler buradan...İyi ki varsın!

Keyifli  seyirler olsun !

23 Temmuz 2012 Pazartesi

C.G. Jung'dan Yalnızlık

"Yalnızlık , insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder...Çocukken kendimi yalnız hissederdim; hala da öyle hissediyorum çünkü bazı şeyleri biliyorum ve bunları hiç bilmedikleri ya da bilmek istemedikleri anlaşılan insanlara bazı ip uçları vermeye çalışıyorum."

15 Temmuz 2012 Pazar

Aynalı Odada Cem

Tophane-i Amire 'de "The Great Masters" sergisine gittik oğullarımla geçen Cumartesi...

Özellikle Leonardo Da Vinci'nin "Aynalı Oda" sını göstermek istedim onlara. Ben de pek bir merak etmiştim bu çalışmayı.

Bu sekiz yüzü olan bir ayna çokgen...İçi ayna kaplı kapalı bir kutu diyebiliriz...



Evet ...Direkt sizin duygularınıza dokunan , iç dünyanıza götüren bir çalışma bu.

Kendinizden kaçamıyorsunuz!

Basında epey bir yazı okumuştum aynalı oda ile ilgili.

Kimileri içine girmeye korkmuş, kimileri anlamsız ya da ürkütücü bulmuş. Bazıları da etkilenmiş kendilerini tüm açılardan "görmekten"... Mutluluk içinde çıkanlarda var aynalı odadan.

Bayağı bir merak etmiştim bizim neler hissedeceğimizi...

Bayağı bir kuyrukta bekledik ...

Önce küçük oğlum girdi tek başına aynalı odaya...

Ben kapı aralığından baktım ona...Önce bir inceledi kendini sağdan soldan...Sonra hemen çılgın dans hareketleri yapmaya  başladı kahkahalar atarak...

Sonra büyük oğlum girdi aynalı odaya...O da şöyle bir merakla kendini inceledikten sonra goril gibi zıplayıp sıçrayıp  çılgın hareketler yapmaya başladı...

Onların kendileri ile bu kadar eğlenmesi pek hoşuma gitti doğrusu...Ben de bayağı bir güldüm.

Sonra ben tek başıma girdim aynalı odaya...Heyecanlandım ne yalan söyliyeyim...

Çok çarpıcı bir deneyimdi gerçekten.

Bu kadar çok " ben"i bir arada görmemiştim...Bu kadar "kalabalık" olmamıştım daha önce...

Vav diyor insan...Cidden etkileyici bir andı.

Sonra hem bu kadar parçalanmış ve hem de bu kadar tek vücüt olabilmeme şaşırdım. Hem her yerde olmayı hem de tek olmayı aynı anda  deneyimleme hali...

Sonra bu Leonardo pek tekin adam değil diye düşündüm. O aydınlanmış bir ruhtu...Bilenlerdendi!

Belki de bir bildiği vardı ve bize bir şey anlatmaya çalışıyordu! Bir mesaj saklıydı bu odada..

Belki de tüm varoluş böyle bir yansımadan ibaretti...Ya da varoluş koca bir ayna idi ve herkes herşey bizim yansımamızdı...

Kim bilir?

Aslında bir anlamda oda sizinle konuşuyor diyebilirim.

Sizin milyonlarca yansımanız sizinle konuşuyor.

Yüreğiniz  sizinle konuşuyor.

Çırılçıplak kalakalıyorsunuz , kendinizle başbaşa.

360 derece bakıyorsunuz kendinize...

Yeniden tanışıyorsunuz kendinizle bir anlamda.

Ve en muhteşemi ben korkmadım tüm bu yansımalarımdan ve evet sanırım sevdim bu Funda'ları...

Malum içinde bulunduğumuz zamanlar tüm veçhelerimiz ile yüzleşme, kabul etme ve bütünlenme zamanı...Özellikle en korktuğumuz ve de yok sayıp red ettiğimiz yanlarımız, yüzlerimiz ile...

Buna tasavvufta "tevhid" dendiğini yeni öğrendim...Birlik,birlenmek anlamına geliyormuş.

Anadolu toprağında da cem toplantıları yapılır bilirsiniz...

İşte "cem" in anlamı da tevhid...Birleşmek, bütünleşmek, bir olmak!

"Gelin canlar bir olalım " der erenler yüzyıllardır bu topraklarda...

İşte aynalı oda da bir anlamda "cem" oluyorsunuz kendinizle!

Belki de Leonardo'nun mesajı da buna benzer bir mesajdı ! Ceme davet ediyordu aynalı odasını ziyaret eden her insanı...

Kim bilir ?

Oğulcuklar da ben de pek bir keyif aldık bu deneyimden...Cemi sevdik !

31 Temmuz'a kadar devam ediyor sergi...Mutlaka görülmeli, deneyimlenmeli aynalı oda!

Evet bu zamanlar  "cem olma zamanı"...

Sevgiler


11 Temmuz 2012 Çarşamba

Nietzsche Der ki

Hayatını gerçekten anlamış bir insan, hayatına dönüp baktığı zaman , yaşadığı her neyse onu sonsuza kadar tekrar, tekrar, tekrar, tekrar yaşamaktan mutluluk duyacak kişidir.

8 Temmuz 2012 Pazar

Bir Başka Yaradılış Masalı

Evrendeki her canlıda olduğu gibi Tanrı’nın da eril ve dişil enerjisi mevcutmuş.  Tanrı’nın dişil enerjisine “Ezeli Anne” denirmiş. Tanrı'nın eril enerjisi  düşünce formlarını yaratır , dişil enerjisi  ise bu düşünce formlarını maddesel  formda yaratırmış. Özetle zihinsel yaratım Tanrı'nın eril tarafına ,  maddesel yaratım ise Tanrı'nın dişil tarafına  aitmiş. Muazzam bir kozmik oyun içinde uyumla var olurmuş Tanrı’nın eril ve dişil enerjisi...Kozmik bir dansmış oynanan !

Bu şekilde evren tekrar tekrar defalarca genişleyip daralmış, bir var olmuş bir yok olmuş...

Tüm varoluş gerçekten de , bir varmış ,  bir yokmuş...Herşey  bir masalmış!

Masalların da bir varmış bir yokmuş şeklinde başlaması zaten bundanmış...
İşte bu yaratılış anlarından birinde  Tanrı ‘nın eril tarafı tüm evrenin maddesel formunu en ince ayrıntılarına kadar düşünmüş...Hatta  Tanrı’nın zihninde mavi yeşil bir gezegen bile varmış. İçinde çeşit çeşit canlılar , masmavi bir gökyüzü , dev okyanuslar , heybetli dağlar...
Tamamen saf sevgiden yaratılmış bir düşünce formu imiş bu ...Düşünceler nasıl düşünenin enerjisini taşıyan parçası ise , bu mavi gezegen de Tanrı’nın parçası imiş.  Ona "Cennet" adını vermiş Tanrı ve çok sevmiş yarattığı eserini...
Zihninde bir erkek ve bir de kadın yaratmış Tanrı sonra.  Erkek Tanrı’nın eril tarafının kadın ise dişil tarafının yansıması imiş. Tanrı derinden sevgi duyuyormuş bu kadın ve erkek imgelemenine...İnsan demiş bu türe de...Kadın  olanına Havva erkek olanına ise Adem  ismini vermiş. Her ikisi de Tanrı’nın saf düşüncesinden , sevgisinden yaratılmışlar...

Tüm zihninde yaratılan  canlılardan çok daha farklı  olmasını istemiş Tanrı insanın.   Kendi zihninin bir parçası olarak ortak yaratım gücünü taşıyabilecek kadar  kudretli olmasını arzulamış insanın Tanrı. Yarattığı bu kozmik oyunu “insanla” birlikte oynamak istemiş  bir anlamda. İnsana kendisinde olduğu gibi düşüncelerini gerçekleştirme yetisini vermek istemiş.
 Zihnindeki cennette bir elma ağacı varmış ve bu ağacın meyveleri özgür irade ve seçim gücünü veriyormuş onu yiyene. İnsanın diğer tüm yaratılanlardan farklı olabilmesi için sadece bu yetilere ihtiyacı varmış...Tanrı'nın hediyesi imiş bir anlamda  bunlar ve "elma" ile sunulmuş insana... Bir dönemin bitişinin yeni bir dönemin başlangıcının müjdecisi, bir boyuttan diğer boyuta , bir bilinçten diğer bir bilince insanı götürecek olan anahtarmış elma...



İşte  bir gün Havva 'ya  bu elmayı sunmuş ezeli anne , yılan formuna girerek...Elmadan  bir parça ısırmış Havva.. Aydınlanmayı alarak kendini bilen, özgür iradeyi ve seçim gücüne kavuşan ilk insan olmuş Havva. Meyvenin tadı çok hoşuna gittiğinden sevgili biricik aşkı Adem'e sunmuş meyveyi ve meyveyi Adem’e de ısırtmış.

İkisinin de elmayı ısırması ile birlikte o anda maddesel yaratım başlamış ve Ezeli Anne evrenin maddesel yaratımını gerçekleştirmiş. Tanrı'nın zihnindeki mavi yeşil cennet Dünya ismi ile  yaratılmış maddi boyutta ve Adem ile Havva ‘da Tanrı’nın orijinal düşüncesine uygun olarak  dünyada yerini almış.

Bunu takiben Tanrı’nın eril tarafı derin bir meditasyona girmiş ve o andan itibaren sadece seyirci olmuş tüm kozmik oyuna.  Artık insana,  en sevgili yaratımına devir etmiş düşünsel yaratım gücünü ...Tanrı’nın dişil enerjisi ise insanın zihni ile bağlantılı olarak maddesel yaratımı gerçekleştirmeye devam etmiş...
Özetle dünya Tanrı’nın zihnindeki cennetin maddesel boyutta yansıması olarak tezahur etmiş . Ve bu yaratımın gerçekleşebilmesi  için insanın özgür irade ve seçim gücüne kavuşabilmesi gerekiyormuş. Havva meraklı ve cesur bir varlık olduğundan bu adımı atabilmiş. Tanrı’nın iradesine ve isteğine uygun olarak davranmış...

Huzur ve uyum içinde yaşamış insanlar dünyada  uzun bir zaman...İnsankızının saygı gördüğü ve tüm insanların doğa ve tüm canlılarla  uyumlu yaşandığı  günlermiş onlar. Mutlu ve huzurlu imiş insanlar.

Fakat bir gün gelmiş ve  insanoğlu büyük bir yalana inandırılmış. Büyük bir yanılsamaya düşmüş insanoğlu .Tüm olan biteni farklı bir şekilde yorumlamayı seçmiş.  Dünyayı cennetin ta kendisi olarak bilmekten vazgeçip ,  cennetten düşülen  , eziyet çekilen , savaşılan , mücadele içinde olunması gereken bir yer olduğuna inandırılmış..Nefret etmiş dünyadan ve var gücü ile onu yok etmeye çalışmış... İnsanın zihninde cehennem oluvermiş Tanrı'nın güzelim mavi yeşil cenneti.

Kendi zihnindeki düşüncelerle maddesel boyutta yaratımda bulunabileceğini de unuttuğundan, başlamış insan , zihnindeki cehennemi yaratmaya. İçindeki öfke, hırs ve kibir ile fabrikalar kurmuş, ırmakları denizleri kirletmiş...Ormanları ve içindeki canlıları yakmış yok etmiş.Kendine Tanrı tarafından armağan edilen cenneti nerede ise tamamen yok etme aşamasına getirmiş...

Bu yetmezmiş gibi insankızının da cennetten kovulmalarına , düşmelerine neden olan şeytani bir varlık olduğuna inandırılmış insanoğlu bir de. Bu  yanılsamayla da  eziyet etmiş binlerce yıl sevgili biricik aşkına...İşkence etmiş, dövmüş, sövmüş, yakmış, öldürmüş insankızını. Öfke doluymuş yüreği insanoğlunun insankızına. Oysaki onların diğer tüm canlılardan daha kudretli olmalarının yolunu açan ve cennete onları yükselten insankızı imiş...Tanrı'nın kozmik oyununda sadece ve sadece rolünü oynamış halbuki insankızı...

İşte o sıralar insankızının tüm saygınlığı , içsel güçleri elinden alınmış ... Kendi öz kimliği unutturulmuş ve bunu takiben insanlık doğa ile uyumunu yitirmeye başlamış...Ataerkil düzen , dinler ve benzeri yapılar kurulmaya başlanmış Tanrı'nın cennetinde.

Evrensel boyutta derin bir yanılsamaymış halbuki hepsi...

Durun bekleyin, masal iyi devam ediyor...

Ezeli annenin sihirli nefesi ile insankızı yeniden içsel gücüne  kavuşup , özgürleşmiş kendisiyle ilgili yansılsamalarından ve korkularından. İnsanoğlu ile  "BİR"leşerek onunla  el ele , gözgöze, yürek yüreğe ,  önce zihinlerinde eski günlerde olduğu gibi tüm canlıların  huzur ve uyum içinde yaşadığı  bir cenneti hayal etmişler , sonrasında da gerçek bir cehennem olmaya ramak kalan dünya yeniden "doğmuş".

Cennet ikinci kez yaratılmış !

Ancak bu sefer "BİR"leşebilmiş insankızı ve insanoğlunun ortak zihninden...Saf sevgi ve derin bir anlayışla !

Derin meditasyonda olan Tanrı'nın eril yanının yüzünde ise minik bir gülümseme pırıltısı belirmiş o anda...Tanrı'nın dişil yanı ise neşe içinde dans ediyormuş ezeli aşkının  çevresinde.

sevgiler

7 Temmuz 2012 Cumartesi

From Abraham Hicks

The Basis of Your Life is Freedom; the Purpose of Your Life is Joy.

6 Temmuz 2012 Cuma

EILEEN CADDY / 7 TEMMUZ

İnsanlardan nefret ederek Beni sevemezsin, çünki sevgi ve nefret yağ ve su gibidir, karışmazlar.Beni gerçekten sevdiğinde insanları da seversin.Birbirinizi seversiniz. Birbirinize karşı sefkat ve anlayış beslersiniz. Bir başkasını sevdiğinde Beni de sevmiş olursun.Bunlar o kadar iç içe geçmiştir ki , birbirinden ayrılamaz.Başkaları için sevgin ne kadar büyük? Bir başkası için kendini feda etmeye hazır mısın? Sevginin kelimelerle ifade edilmesi gerekmiyor, sevgi eylem halindeyken görülüp, hissedilebilir. Sevgi senden yayılır. Sevgi sessizliğin dilidir.  Bir kelime bile konuşulmadan anlaşılıp, kabul edilebilir.Sevgi akılla değil yürekle anlaşılabilen uluslararası bir dildir. Hangi ulustan olduğun hiç önemli değildir; sevgiyi daima ifade edebilir ve tümüyle sesizlik halinde iletişim kurabilirsin. Gözlerin,yüreğin, davranışın ve tüm varlığın başka bir ruha karşı ne hissettiğini ifade edebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...