21 Mayıs 2016 Cumartesi

Siz Bugün Kaç Yaşındasınız ?

Bu soru sorulduğunda hemen hemen hepimiz karşımızdakine "Siz tahmin edin ?" deriz genelde ve heyecanla bekleriz...

Daha genç daha dinamik daha canlı görülmeyi arzularız içten içe.

Bazılarımızda biyolojik yaşı bir kenara koyup ruhsal yaşımızı söyleriz karşımızdakine şaka ile karışık. 18,5 'dan gün almış 70 dünya yılı yeryüzünde yaşamış olanlarımız da vardır mesela...



Bütünsel Kinesiyoloji eğitimlerimizde bedenimizin bilgeliğine danışarak biyolojik, duygusal, ruhsal yaşımızı sorardık ve en gerçekçi yanıtları alırdık.Bu yanıtlar tam da o anın yanıtlarıydı fakat.

Dünyada  kaç dünya yılı  yaşamış olduğunuz da değil aslında gerçek biyolojik yaşımız!

Belki 45 dünya yılı kadar yeryüzündeyizdir  fakat biyolojik yaşımız  30 ya da 60 da olabilir.

Bir de yaşamı ertelememek ve de kişiyi motive etmek için söylenen şu sözü bilirsiniz. 

"Mezarlıklar 30 yaşında ölüp 80'inde gömülenler doludur."

Üstelik  toplumun her yaş dönemi ile ilgili algıları vardır. İnsan 30'larında,  40'larında , 50'lerinde vb şöyle olur böyle olur gibi yaş kalıplarıdır bunlar.  Kişinin fiziksel zihinsel duygusal ve ruhsal varoluşunu belirleyen çerçeveleyen kodalamaladır çoğu.  Eğer bilinçli bir şekilde kendimizi  bu kodlamalardan muaf tutamazsak  bize bir giysi gibi giydirilir bu yaşların kodlamaları. Özgün ve özgür bir birey olabilmek için bu algı kalıplarına kodlamalarına karşı ciddi uyanık olmak gerekir.

Özetle bu yaş konusu gayet göreceli bir konudur.

Tüm bu bakış açılarından en çarpıcısı ile bir IK Seminerine konuşmacı olarak katılan uzun dünya yılları yeryüzünde yaşamış bir astrofizik profesörü aracılığı ile tanışmıştım. 

Konuşmasının başında atomik olarak Büyük Patlama 'daki yapı taşlarının (özellikle de demir elementinin)  tüm varoluş ve dolayısıyla  yıldızlarda aynı olduğunu, sonuç olarak da  her birimizin yıldızlarla aynı yaşta olduğumuzu söylemişti.

Çok ama çok etkilenmiştim bu yaklaşımdan!

Ortalama insan ömrünü 80 dünya yılı olarak alırsak milyarlarca dünya yılı karşısında ne idi ki bu süre!

Başka bir görüş de  yaradılış ve evrimin tüm kayıtlarının hücrelerimizde kayıtlı olduğunu söyler.Ta Büyük Patlama'dan bu güne kadar...

Yani biz olduğumuzu zannettiğimizden çok çok daha büyük zengin donanımlı potansiyelli varlıklardık. Her birimiz müthiş özel ve değerli varlıklardık.

Belki de gökyüzündeki bir yıldızın potansiyeliyizdir  kimbilir?

Eksi sonsuzdan artı sonsuza bükülen tek bir enerji alanı ile bağlı varlıklardık. Hatta biz o enerji alanıydık. Ancak her nedense bizim kim olduğumuzu unutmamız üzerine kurgulanmıştı sanki yeryüzündeki sistem.

Evrenin herhangi bir yerindeki bilgi bilinç bizim için de ulaşılabilirdi aslında.

Cep telefonlarımız  Ipad lerimiz ile  aynı network üzerinden bağlanarak bilgi alışverişini nasıl yapıyorsak onun gibi bir şeydi bizim durumumuzda.

Kollektif insan bilinci ne kadar yüksek titreşirse o kadar bilgiyi bilinci indirebilecekti.Tıpkı 2 GB 'dan 3GB'a şimdi de 4.5 GB'a internet hızımızı  arttırınca daha çok bilgiye daha hızlı ulaşabilmemiz gibi bir şeydi bu.

Bireysel olarak da daha yüksek titreşime sahip kişilerin de bu evrensel  bilgiyi sezgi veya ilham yolu ile indirebildiklerine tanıklık yapmıştık zaten insanlık tarihi boyunca. Bilim insanları, bilgeler, filozoflar ve sanatçılar bu insanlara iyi örneklerdir.

Evet ben artık bana yaşımı soranlara  yaklaşık 14 Milyar yıl diyorum.Ve hoşuma gidiyor insanları şaşırtmak...

Bu bana sınırsızlık duygusu veriyor. Acele etmeye gerek yok. Herşey olması gerektiği şekilde olması gerektiği zaman bükülüyor...Varlığımızı böylesi genişletebildiğimizde herşeyin ve herkesin zaten tam ve bütün olduğunu hissedebiliyoruz. Yanlış doğru iyi ve kötü yok oluyor. Yetersizlik değersizlik eksiklik başarısızlık yalnızlık hepsi ama hepsi yok oluyor...Sadece şimdi ve burada yaşanan bir deneyim var...Ve o da kusurlu mükemmelliğin ifadesi her halukarda.

Yaşam senin benim bizim aracılığımızla kendini deneyimliyordu...Ve biz tüm bu alana ulaşabiliyorsak yeryüzünde cennetimizi yaratmamızda tamamen bizim buna hazır olmamız ve buna izin vermemiz ile ilgili idi.

Yaş konusuna geri dönersek, hologram bir evrende yaşadığımız  kabulu üzerinden kendimizi kaç yaşında hissediyorsak  ya da kaç yaşında olduğumuza inanıyorsak , çevremize  onu yansıttığımızı düşünüyorum.

Bir arkadaşımın yaşadığı bir olayı paylaşacağım. Bir kaç ay önce kendini çok hafif ve neşeli hissettiği bir gün ki kafasından kendini 23 yaşlarındaki gibi hissettiğini düşündüğü sırada yaşlı bir adam ona bir soru sormuş. O da hemen yardımcı olmuş. Ve yaşlı adam teşekkür ederken derslerinde başarılar dilemiş arkadaşıma. Muhtemelen onun üniversite öğrencisi olduğunu düşünmüştü yaşlı adam.

Bunun gibi bir çok hikaye var biliyorum.Geçmişe ait bir anı bir duygu hatırlandığında o yaşın enerjisinin içine girebiliyoruz sanki ve herkes bizi o yaşta zannediyor. Her an farklı bir yaşta olmak mümkün. Enerjitik yansıtmalar dünyasında yaşıyoruz sonuçta.

Sanırım sonsuz gençliğin  sırrı buralarda bir yerlerde olsa gerek...

Peki siz bugün kaç yaşındasınız?

Sevgiyle



19 Mayıs 2016 Perşembe

İçimdeki Adalar

Epeyce uzun bir zamandır içimde dolanıp duran  demlenen bir yazı bu.

Şimdi zamanı geldi galiba...

Özledim uzaklara gitmeyi belkide! Kendimi kaybedip yeniden bulmayı...



Hayatıma şöyle bir baktığımda genellikle derin düşünme, önemli bir karar alma, ayrılığın ya da acının yasını tutma ,  duygusal yüklü olma gibi yoğun duygusal & düşünsel  haller içinde  olduğum dönemlerde (ki tek başına bir kaç gün kendimle kalma ihtiyacı nedeni ile yola çıkmışımdır ) hep bir adaya  gittiğimi fark ettim.Hatta bir nevi adaya kaçtığımı diyebilirim!

Hemen aklıma gelenler Cunda Adası (ada değil gerçi ama adında var bir adalık), Sakız Adası, Bozcaada, Gökçeada...

Ayrıca her seferinde de daha önce  gitmediğim bir adaya gittiğimi fark ettim.

Neden ada diye sordum elbette kendime! Ve neden hep yeni bir ada...

Ada herkesden herşeyden uzaktadır.

Bildiğin dünyanın dışında kendine has bir dünyadır.

Ve bu yabancı benim için yeni dünyada tek başınayımdır.

Bildiğim beni  yeni bir bene dönüştürmek ve  yola devam etmek için oradayımdır.

Kimbilir belki de tuzlu suyun etkisi ile enerjitik olarak tamamen yalıtıyorumdur kendimi kendi dünyamdan. Bir kaç günlüğüne de olsa.

Benim inziva alanım  adanın kendisi olur.

Pek kimseyle de konuşmam. Yol tarifi ve yemek siparişi dışında.

Ve kendimi kaybederim adada...

Dağıtırım duygularımı dağa denize toprağa ormana...

Yollarında yürürüm denizlerine girerim havasını solurum rüzgarını şarkılarını dinlerim tatlarını tadarım taşına toprağına dokunurum çeşmelerinden sularını içerim..

Karışırım adaya!

Bırakırım iplerini duygularımın...Bazen bir gülümseme bazen gözyaşı bazen dinginlik bazen öfke...

İndiririm  tüm kalkanları...

Çırılçıplak kalırım adada ruhen soyunurum.

Bir nevi koza hali.

Kendi kendimle buluşma...Arınma!

Yeniden bakarım duygularıma kendime yaşamıma önceliklerime...Kim olduğuma ve kim olmak istediğime.

Bazen elimde resim defteri kalem bir şeyler çizittiririm, bazen şiir yazarım, bazen dans ederim ya da şarkı söylerim avazım çıktığı kadar. Bolca taş kabuk ot yaprak toplarım.

Amaçsızca bir yere varma kaygısı olmadan sürerim arabayı bilmediğim yollarda.

Her yere her şeye herkese çocuk gözlerle bakarım.

Taze gözlerle...Meraklı  gözlerle...

Tanımaya anlamaya hissetmeye çalışırım adayı...

Kimbilir belki de yeni bir adaya gidince şimdi ve burada daha çok olabiliyorumdur? Daha güçlü anda kalabiliyorumdur  ve bu da  beni ihtiyaç duyduğum merkezime getiriyordur. Kendim ile daha derinden temas edebiliyor bağ kurabiliyorumdur.

Dağıttığım parçalarımı toplarım yeniden.

Ve ada benim parçam olur.

Ben adanın olurum.

Adanın taşının toprağının  suyunun  ağacının rüzgarının dağının ruhu dolaşır ruhumda. Sesi sesime tadı tadıma karışır...

Geri dönüş yoluna çıktığımda başka bir  yeni beni taşımaktadır artık  ayaklarım.

Daha bir kendi daha bir özgür daha bir dingin daha bir umutlu...Ve daha çok anlayış ve sevgi ile kendine açılmış.

İyi gelir insana adanın ruhu! Mutlaka deneyin derim.

Sevgiyle







5 Mayıs 2016 Perşembe

New World is on the Way

I am very much inspiried by the poem below so that we  really have to re-examine every single thing to create a new world for all of us...

Science, religion, philosopy, economy and all other  subjects  which are  created by human mind have to be re-examined and re-written once more under the light of love&peace&unity!

Because concepts & structures & subjects & beleives in summary which are created by human mind & society under influence of fear and greed can not support the LIFE on earth anymore...

The poem below is from the preface to "Leaves of Grass" by Walter Whitman whom was American poet,essayist,journalist.


Love the earth and sun and the animals,
Despise riches, give alms to everyone that asks,
Stand up for the stupid and crazy,
Devote your income and labor to others,
Hate tyrants, argue not concerning God,
Have patience and indulgence toward the people.
Take off your hat to nothing known or unknown,
or to any man or number of men,
Go freely with powerful uneducated persons,
And with the young, and with the mothers or families.
Re-examine all you have been told
in school or church or in any book,
Dismiss whatever insults your own soul;
And your very flesh shall be a great poem…
And have the richest fluency, not only in its words,
But in the silent lines of its lips and face,
And between the lashes of your eyes,
and In every motion and joint of your body.


3 Mayıs 2016 Salı

İsmim ile Yolculuğum

İsmimin anlamını hep merak etmiştimdir. Üstelik tüm dillerde.Evet evet yanlış okumadınız!

Örneğin Hintçe'de Funda "perde püskülü" anlamına gelir...Portekiz'ce de ise "derin" anlamında kullanılıyor. Bu iki ülkede ismimin karşılığının olmasını ilginç bulmuşumdur. Üstelik bu iki ülkenin bir de tarihsel bağını düşününce.

İnsanların  isimleri ile kendilerine dair benlik algısı oluşturduklarına inanıyorum. Ve bu algı içsel dönüşümlerine paralel olarak değişim gösterebiliyor. İsmimiz ile ilgili  algımız da kim olduğumuzu belirleyen etkenlerden biri sanki.

Funda ismini bana amcam vermiş. Annem Papatya koymak istemiş adımı beni gördüğünde. Havuç kafa bembeyaz mini minnacık bir bebek görünce aklına Papatya gelmiş herhalde annemin.

Açıkçası itiraf ediyorum Funda'yı tercih ederdim:) Ve iyi ki de öyle olmuş.

Funda isminin anlamını kurak yerlerde yaşayan bir tür çalı olarak algıladım 40'lı yıllarımın başlarına kadar. Sözlükte süpürge otu olarak da geçer. İngilizce'sinin de Heather olduğunu öğrenmiştim yirmili yaşlarımın ortasında. Aslen İskoçya kökenli bir sözcükmüş üstelik Heather...

Parantez açıyorum...

İskoçya, Hindistan ve Portekiz benim içsel yolculuğumda ya da olduğum kişinin oluşumunda çok önemi olan coğrafyalar. Tüm o yerlerde hep kendi benlik parçalarımla buluştum diyebilirim. Kendi bütünlüğüme giden yolda buluştuğum benler. Bir yer daha var. Hissediyorum fakat henüz görüntüye girmedi bu yer...Eli kulağındadır eminim!

Parantezi kapattım...

Kafamdaki imaj hani dağda bayırda çalılıklar vardır ya işte öyle bir şeydi .Çiçek bile denilemezdi. Fotoğrafına bile bakmaya da araştırmaya da   ihtiyaç duymamıştım.O kadar emindim ki kafamdaki resimden!

Bir kaç sene önce canlısını gördüm. Hatta çiçeği gösteren arkadaşıma da inanmamıştım. Pembemsi eflatuna kaçan  narin bir çiçekti karşımda duran. Oysa kara kuru bir  çalı gibi olmalıydı Funda bitkisi.Hele de pembe olması inanılır gibi değildi. Benim şimdiki kız çocukları gibi öyle pembe pembe kıyafet ya da oyuncaklarım eşyalarım pek olmamıştı üstelik.Pembe 40'ımdan sonra yaşamıma girdi desem yalan olmaz...Hatta bir şiir yazdım Pembe'ye!


Bireysel gelişim atölyelerine yoğun olarak katıldığım dönemlerde  Funda isminde verimli bir toprak olduğunu keşif ettim. Daha doğrusu bunu bilgi olarak biliyordum ama ancak o zaman ilk kez bu verimli toprağı kendim ile özdeşleştirebildim. Kara kuru bir çalı olmaktansa verimli bir toprak olmak hoşuma gitmişti doğrusu.

İsmime yüklediğim anlamlar aslında kendim ile ilgili benlik algımı da değiştiriyordu sanki zamanla. Dolayısıyla da nasıl biri olduğumu belirliyordu bu algı.Bana göre ben!

Katı, mesafeli, donuk bir benlikten verimli, besleyen,yumuşak bir benliğe geçiyordum yavaş yavaş.

Yani daha çok kendime kabul veriyor, alan açıyor  ve daha nazik davranıyordum.Kendim ile daha derinden iletişime geçiyordum.

Ve bir kaç gün önce bu isimlerle ilgili kafamdaki kurguyu bilen bir dostumdan haber geldi.

Böylece Funda'nın yeni bir versiyonu ile tanıştım ben de.

Ahmet Maranki bir programında Funda bitkisinden bahsetmiş.Funda su kenarlarında olurmuş ve suyu pek severmiş. Şifa veren önemli bir bitki olarak aktarmış Maranki.

Beni tanıyanlar ne çok su sever olduğumu bilirler! Hatta bir dönem Su Grubu isimli bir grup kurmuştum ve belirli periyodlarda su kenarında buluşur, derin sohbetler yapar buluşmasonunda da suya Dr Emoto'dan öğrendiğimiz gibi sevgi ve şükranlarımızı sunardık.

Çalıdan, verimli toprağa ve şimdi de şifa veren bir bitkiye evrilmişti ismimin anlamı.Çok iyi hissettim kendimi. Sanki bir döngü tamamlanmış gibiydi.Ya da doğru yolda olduğunu bilme hissi diyeyim.

Evet, şimdi soru sorma zamanı.

Size göre isminizin anlamı ne?  Bu anlam sizde ne tür duygular oluşturuyor? Kendinzi beslenmiş desteklenmiş hissetmiyorsanız farklı bir bakış açısı yaratmanız mümkün mü?  İsminiz aile büyüklerinden birine mi ait? O kişi ile özdeşleştirildiğinizi hissettiniz mi hiç? O kişinin kaderini yaşıyor olabilir misiniz? Ve daha bir çok soru kendimizi tanımamızda bizlere ışık tutacaktır.

Işık ve sevginin çoğalmasını diliyorum...

Sevgiyle,








LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...