19 Şubat 2017 Pazar

1 Hayat 2 Hikaye

Şu sıralar elimden düşürmediğim bir kitap var.

Savaşçı Tanrıça'nın Yolu!



Orijinal ismi Savaşçı Tanrıça Eğitimi ki kitapta 10 ders şeklinde aktarıyor yazar rehberliğini.

Derin dişilik ile ilgili şamanik uygulamalara da yer verilen özel bir kitap gerçekten.

Kitapta beni etkileyen en önemli mesajlardan biri yaşam hikayemizi yeniden yazmak ile ilgili idi.

Evet evet yanlış okumadınız!

Yazar çocukluğu sırasında ailesi ile yirmiye yakın ülke gezmiş. Her iki sene de bir taşınmışlar başka bir ülkeye. Tam alışıp arkadaş çevresi kurduğunda hop başka bir yere. Uzun yıllar bağ kuramama kök salamama ve bir çok yaşamsal zorlukları hep bu duruma bağlamış. Yeni birisi ile tanıştığında çocukluğunda nasıl da zor günler geçirdiğini  bir türlü normal bir çocukluk yaşıyamadığını başına gelen tüm problemlerin nerede ise tek sorumlusunun sürekli seyahat eden ailesi olduğunu anlatıp durmuş yıllarca...

Sonra bu davranışı ile kurban ve mağduru oynadığını anlamış! Yani tekrar tekrar bu hikayeye sarılıp kendisi sürekli güçsüzleştirdiğinin. Ve yaşantısına farklı bir açıdan bakıp kendini iyi hissettiren enerjisini yükselten farklı bir hikaye yazmayı seçiyor.

Yeni hikayesinde serüven dolu , gezgin bir ailenin parçası olarak zengin kültürel deneyim ve birikime sahip olduğu bir çocukluk yer alıyor...

Biraz daha anlaşılır kılmak için hikayemizin nasıl yaşamlarımızı  etkilediğine dair başka bir örnek vereceğim şimdi.

Minik kız inanılmaz düşük kilo ile doğmuştu. Annesi onu görür görmek "Yaşamaz bu ölür" demiş. Bunu daha sonra annesi anlatmış elbette ve fakat döllendiğimiz andan itibaren tüm olan herşeyi tıpkı birebir yaşamışız gibi kayıt altına aldığından bilinçaltımız bir boyutu ile zaten bu olayı biliyordu küçük kız. Ve aslında hikayelerimiz duygulardan oluşuyor. O anda annesinin onu istemediğine red ettiğine ona yük olduğuna  ondan  kurtulmak istediğine ve hatta  sıkılıp terk edip kaçıp gideceğine hükmetmiş inanmış. Elbette bunu bilemezdi bilinçli idrakı ile. Orta yaşlarına geldiğinde yaptığı çalışmalarda su yüzüne çıkarabilmiş  bu algısını. Böyle bir algı sonucu ikili  ilişkilerinde sağlıklı bağ kuramamış. Ona aşık olan hatta onunla evlenen erkeğe bile güvenememiş inanamamış bir türlü. Eşinin onu bir gün  istemiyeceği red edeceği  ona yük olacağı eşinin ondan  kurtulmak isteyeceği  ve hatta  sıkılıp terk edeceği endişesi ile farkında olmadan bu yoğun duyguyu taşımış içinde. Tıpkı annesi ile gibi. Ve üstelik hiç bir veri yokken bunun ile ilgili.  Ve elbette böylesi bir acı yaşamaktan ise belki de aşkı ilişkiyi korumak adına eşinden önce kendisi kaçmış terk etmiş erkeğini...Oyuncular değişse de hikaye giriş gelişme sonuç hep aynı olmuş! Ne zaman ki annesinin bu cümleyi kurarken sadece kendini yetersiz hissedebileceği son derece bebeği için endişe duymuş olabileceği panilemiş bir genç anne olabileceği şeklinde hikayesini yeniden yazdığında daha sağlıklı güvene sevgiye dayalı kalpten bir ilişkiye yaşamında yer açabilmiş.

Kitabın yazarı Heatherash Amara 'dan bu tüm yaşamsal blokajları çözen insanı özgürleştiren çok önemli bir rehberlik idi gerçekten!

Tam da o sırada 11 yaşındaki oğlum bir gece Pi'nin Yaşamı filmini izlemek istedi. Sanırım 3. veya 4. izleyişim filmi...Oğullarımın babası Hintli bir müzik üstadı ve 2014 yılında Hindistan'ı yaşatabilme şansım olmuştu oğullarıma. Kim bilir belki de babasını özlemiş idi minik oğlum?



Enteresan bir şekilde farklı manalar çıkardım filmden bu sefer. Hani aynı kitabı farklı zamanlarda okuduğunuzda farklı anlamlar bulursunuz ya. Zira siz değişmişsinizdir. Tıpkı öyle bir şey idi hissettiğim.

Filmin sonunda sigorta şirketi yetkilileri Pi'nin anlattığı sözde çılgınca olan hikayeye inanmayıp ısrarla gerçek hikayeyi duymak istiyorlardı. Pi de bir an önce kurtulmak için bambaşka bir hikaye anlatmıştı hatırlarsanız. Botta mahsur kaldığı hayvanları gemideki insanlar olarak aktarmıştı. İnsan yemek durumunda kalmışilardı vs vs...Gayet sıradan ve renksiz sıkıcı bir hikaye idi anlattığı. Sigortacılar bu hikayeye istinaden dosyayı kapatmışlardı. Pi'nin hikayesini yazmak isteyen genç yazar Pi'ye sormuştu. Hangi hikaye gerçek diye? Pi de "Sence hangisini Tanrı seçerdi?" şeklinde yanıtlamıştı. Gerçek hikaye  en inanılmaz mucizevi muhteşem renkli olan hikaye idi elbette!

Tam da bu noktada ruhsal körlük kavramı aklıma geldi.

Çoğumuz  sınırlı idrakımız ile yaşamlarımıza bakıyor ve ayrılık/korku bilincinden son derece sıkıcı ve anlamsız gözüken hikayeler yazıyoruz muhtemelen.

Ancak bütünün idrakı ve birlik/sevgi bilinci ile Tanrı'nın gözleri ile bakıldığında her birimizin yaşamı muhteşem zenginlik ve anlam içinde olan yaşamlar...

Sadece kendimize ve yaşamımıza kalbin gözü ile bakabilme becerisi ile ilgili her şey!

Sadece  nereden baktığımız  ve ne görmek istediğimiz ile ilgili herşey!

Yaşamın Tanrı'nın bizim için çok daha iyi bir hikayesi olduğuna inanıyorum.

Ve biz yaşama Tanrı'ya teslim olduğumuzda yaşamımız bu muhteşem hikayeye dönüşecek.

Yaşam hikayenize  Tanrı'nın gözü ile bakmaya ve yeniden yazmaya  hazır mısınız?

Sevgiyle


Sayfamı takip edebilirsiniz...
https://www.facebook.com/fundaerdemir17/?ref=bookmarks




x



Referanduma Doğru



“Evet-Hayır referandumu toplumu iyice bölmeye, iyice kutuplaştırmaya devam ediyor. Ortam son derece gerginleşiyor. “Ya evet çıkarsa geleceğimiz ne olacak?” endişesindeki hayırcılar bir yandan yükleniyor, “Ya hayır çıkarsa Allah korusun ilk kez yenilgi alırız” korkusundaki evetçiler bir yandan."
Fazıl Say'ın 3 sorusu var...
"Kazananı kim olacak belirsiz, başa baş. Ama kaybedenin birbirinden uzaklaşan Türk toplumu olduğu iyice kesinleşti. İyi niyetli, halkını düşünen bir siyasetin bunu bu topluma yapmaması gerekirdi. Dost olamadıktan, mutlu olamadıktan sonra sistem değişmiş, daha iyi olan ne? Bir de üstüne bir AKP’linin “evet çıkmazsa iç savaş çıkar” açıklaması eklendi. Tedirginlik iyice arttı.
‘Evet’çilerde anlamadığım 3 konu var.
Soralım, belki cevap buluruz.
1- “Başkanlık sistemi” dediğiniz şeyin Recep Tayyip Erdoğan olmadan da destekçisi olur muydunuz? Tek adam, tek sistem konusunu tek isime bağdaştırdınız ve bu da tüm demokratik şartları zorlamıyor mu?
2- Sistemin getirdiği hukuksuzlukların hepsi bir yana, tüm maddeleri okudunuz mu? Mesela milletvekilliği yaşının 18’e inmesi gibi gereksiz bir konuyu biliyor muydunuz? Daha üniversite okumamış, askere gitmemiş, aşk yaşamamış, dünyayı anlamamış bir yaşta , filmlere +18 uyarısının getirildiği bir sembolde, siz gerçekten samimi misiniz 18 yaşında birinin milletin vekili olması konusunda? Yoksa bu konu “önemsiz”mi? Önemsiz ise ne diye referanduma gidiliyor?
3- Sistemin dayattığı en enteresan konu bu sisteme destek veren MHP’nin kendini eritmek istemesi. Yani öyle ki sanki siyasetten vazgeçip AKP’ye katılıyorlar, sadece Erdoğan’ın istediği bir sistemi destekleyerek… Bunu mu istiyordu MHP seçmeni? Hayli şaşırtıcı.
Bu ülkede yaşanan hukuksuzluklar zaten ürkünç boyutlara geldi. Hiç bir suçu olmayan müzisyen dostlarımızın kamudan ihraçlarını geçtiğimiz haftalarda burada anlatmaya çalıştık. Bu toplum daha fazla bölünmemeli. “Senin başörtün benim şapkam”, “senin 15 Temmuzun benim Gezi Parkım” tartışmalarının nereye varacağı da belirsiz olur. Şu toplum artık kavga etmese. Artık dost olsa.”
Fazıl Say

12 Şubat 2017 Pazar

Zor Zamanlarda Var Olmak

Tüm dünyada ve ülkede yaşanan çok boyutlu olaylar durumlar hepimizi zorluyor. Gerçekten özel zamanlar bunlar...

Genetik olarak aktarım aldığımız ya da bireysel yaşamımızda yüklendiğimiz tüm travmalar yaralar korkular utanç suçluluk her türlü olumsuz duygular tetiklendi sanki...Omuzlarımızda ağır yük hissediyor olabiliriz.

Yıllardır bu yüklerini hafifletip içsel özgürlüğünü tesis etmeye çalışan çoğu kişi için belki daha yönetilebilir bir süreç ve fakat gerçek o ki sıkı bir şekilde savruluyoruz bir santfrüj (merkez kaç)  etkisi yaratan bu kaos içinde sanki...Kaosun merkezine gözüne yaklaştıkça da artıyor bu merkez kaç kuvveti...



Kim bilir belki de schumann rezonansının artması ilede ilgilidir bu hissettiklerimiz ?

Her şey çok hızlı ve yetişemiyorsunuz değil mi hiç bir şeye? Dikkatinizin zayıf ve yorgun olduğunu hissediyor olabilirsiniz hatta.

İçimizde yeni dünyaya yeni bize hizmet etmeyen bizi en yüksek versiyonumuza taşıyamıyacak olan herşeyi savrulup atacak içimizden bu süreç bence...Yaşamın varoluşun evrenin ve diğer bir deyişle Ruh'un titreşimleri artıyordur belki de?

Şimdi kontrolü bırakma zamanı...

Şimdi yaşama teslim olma zamanı...

Şimdi olmakta olana kabul verme zamanı...

Şimdi yaşama açılma zamanı...

Şimdi yaşam ile tüm varoluşla BİR olma zamanı...

İşte tam bu noktada merkezlenmenin bir diğer anlamda da  topraklanmanın son derece önemli olduğunu hissediyorum.

Merkezlenmek topraklanmak denilince de aklıma hep beden ile daha derinden temas geliyor...Beden ve zihnin uyumlanması ya da...

İşte benim listem!

Doğada olmak, tüm network bağlarından uzak sadece kendinizle doğada zaman geçirmek, ayakları toprağa koymak, denize sokmak, ağaca sarılmak, toprağa uzanmak...Sadece izlemek..Tıpki bir ağaç gibi sadece o anda orada olmak!

Yürümek yürümek yürümek...Sessizlik içinde saatlerce! Mümkün ise deniz kenarı ya da ormanda...

Şarkı söylemek, yolda yürürken otobüs beklerken ev işi yaparken mırıldanmak en azından, fırsat bulduğumuzda da avazımız çıktığı kadar güçlü bağıra bağıra şarkı söylemek (uzun araba yolculukları bire birdir bunun için)

Dans etmek , çıplak dans etmek evimizde, hatta aynanın karşısında seyredebiliriz çıplak bedenimizi ve izin verelim  ritim ile uyumu yakalasın bedenimiz, kontrolü bırakalım çılgınca vahşice dans edelim,

Sevişmek , bol bol sevişelim, sevgi ile açalım varlığımızı sevgiliye, sevgili ile topraklanalım,

Resim yapmak (parmaklarınızı ellerinizi bedeninizi fırça olarak kullanabilirsiniz), içimizden geldiği gibi renklerle dans edelim bırakalım kuralları bir kenara,

Enstrüman çalmak, eğer bir enstrüman yok ise hala yaşamınızda  işte tam zamanı, alalım  başımızı parklara gidelim deniz kenarlarına  gidelim enstrümanımızla,

Yüzmek, koşmak, yoga yapmak,pilates yapmak, bahçe ile uğraşmak, ev temizliği yapmak, yemek pişirmek, örgü örmek, dikiş dilmek, yazmak günlük tutmak, seramik yapmak, nefes seansları yapmak, yolculuk yapmak yeni yerler görmek yeni insanlar ile tanışmak...

Bedenimizle yapabileceğiniz her şeyi bolca her fırsatta yapmak..

Bedenimiz tüm duyularımızın aracı olsun!

Yaşama sevgiye teslim olduğumuzda cap canlı bir varoluş bizi bekliyor olacak!

Yaşamın bizim için çok daha iyi bir hikayesi olduğunu biliyorum!

Sevgiyle,












x





LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...