Sheetal’in Raitası Raita, Hint mutfağında bir nevi acının baharatın etkisini soğutan azaltan salata, meze tarzı ara lezzetler. Sheetal sevdiğimiz hemen hemen her hafta görüştüğümüz bir aile dostumuzun en büyük kızı idi ve benim de en yakın dostlarımdan olmuştu. Son derece modern bir Hint kadını idi. Onunla sohbetten evini ziyaretten çok keyif alırdım. Bir gün yemeğe gittiğimde son derece basit bir raita yapmıştı ‘Tanrım nasıl eli çabuk bu Hintli kadınların’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yeşil salatayı ince ince doğradı bir kaseye. Çırpılmış yoğurdu üstüne döküp birkaç diş sarımsak ve tuz ekledi. Bir tutam da şeker. Sonra sıvı yağda yaktığı bir çay kaşığı kimyon tohumunu bu salatanın üstüne döktü. Aman aman ne lezzetli bir şey çıktı ortaya. Dostluğu ve destekleri için yürekten teşekkür ediyorum Sheetal’e. Bu tarifi havuç rendesi ile de yapabilirsiniz. İster yoğurtlu ister yoğurtsuz. Sıvı yağda kızdırılmış kimyon tohumu pek bir lezzet katıyor salatalara. ...
1. “EROS” VEYA EROTİK SEVGİ Aşkın ilk çeşidi, Yunan aşk ve bereket tanrısı olarak adlandırılan Eros'tur. Eros cinsel tutku ve arzuyu temsil eder. Antik Yunanlılar, Eros'u tehlikeli ve korkutucu olarak görüyorlardı; çünkü bu, üretmek için ilkel itki yoluyla bir "kontrol kaybı" içeriyordu. Eros romantik ve cinsel duygular uyandıran tutkulu ve yoğun bir aşk şeklidir. Eros, spiritüel olgunluğun kalbinde Tantra ve manevi seks yoluyla "güzellik bilgisini geri çağırmak" (Socrates'ın söylediği gibi) için kullanılabilen, sevinç içinde ve güzelce idealist bir sevgidir. Ancak yanlış yönlendirildiğinde, eros suiistimal edilebilir, ve şımartılabilir; bu, dürtüsel davranışlara ve kırık kalpler yol açar. Eros hızla yanan ilkel ve güçlü bir ateştir. Aşkın bencil yönleri, yani kişisel ilgi ve fiziksel zevkle etrafında yoğunlaştığı için alevin aşağdaki daha derin aşk biçimlerinden biri ile soğutulması gerekir. 2. “PHILIA” VEYA ETKİLEYİCİ SEVG...
Geçen hafta oğlumun sınıfından iki anne çocukları ile sabah kahvesine gelmişti bana. Sohbet sırasında rahim küsmesi diye bir konu açıldı. Anadolu 'da böyle bir inanç varmış...Yaşlı kadınların anlattığını söylüyorlar. İlk çocuk sonrası dahi görülen bir şeymiş bu. Doğum kontrol uygulanınca rahim küser hamile kalamazmış kadın bir süreliğine. Yani var olma fonksiyonu elinden alınınca bir nevi red edermiş görevini... Bayağı etkilendim. Sonra bir soru takıldı aklıma. Acaba başka organlarımız da küsebilir miydi bize? Çok tıbbı bilgim olmamakla birlikte en kritik organımız olarak kalp aklıma geldi hemen. Hani rahim küsünce olsa olsa bir süreliğine hamile kalamıyorduk. Mazallah kalbin bir an bile küsmesi yaşamımızı kaybetmemiz demekti. Peki kalp neden ve nasıl küserdi? Var olma fonsiyonu nasıl elinden alınabilirdi? Var olma fonksiyonu sadece kan pompalamak mıydı? Bazıları kalbe ruhun evi diyorlar. Sevginin ve ışığın evi. Asıl var olma fonksiyonunun sevmek oldu...
Nerden çıktı bu diyeceksiniz? Büyük oğlum 20 yaşında ve geçenlerde küçük bir konu için destek aldık bir psikolojik danışmandan. Üç seans görüşme yeterli oldu çok şükür. Beni ikinci seansta görmek istedi danışman. ''Siz çok fazla iyi arkadaşsınız. Biliyorum annelik, iş hayatı ve diğer apoletlerinizin söküldüğü döneme giriyorsunuz ve bu kolay değil. Ancak oğlunuzu serbest bırakmalısınız. Onun en iyi arkadaşı siz olmayın artık.'' gibilerinden bir şeyler söyledi. İyi arkadaş olmamıza, onun artık kendi yoluna gidebilecek noktaya ermiş olmasına sevindim. Diğer yandan bir adım geri durmak, annelik sıfatını bırakmak hatta en iyi arkadaş olarak dahi geri durma fikri ise hem hüzünlendirdi hem telaşlandırdı. Bir de sorumluluk anlamında biraz daha rahatladım hafifledim. Artık iki çocuklu bekar anne gibi değil tek çocuklu bekar anne gibi hissediyordum. Büyük oğlum adam olmuştu. Yetişkin olmuştu. Doğruları yanlışları ile artık kendi hayatını yaşamak üzere yuvadan uçacaktı. Çok karma...
Bir süredir kafamın arkasında dolanıp duran bir soru vardı? Özgürlük ile ilgili. Sahi neydi özgürlük? Benim tanımım, istemediğini yapmama seçiminin olması idi! Sanırım yaşamın içinde ilerledikçe bir çok kavramı yeniden yeniden sorgulamak bakmak tanımlamak gerekiyor. En azından ben böyle hissediyorum. Bir makale karşıma çıktı bugün.Tam da zamanında! Özgürlüğü hafif olmak olarak tanımlamış yazar. Olabildiğince az yük taşımak. Korku,mülkiyet,para,iş,alışkanlıklar,sorumluluklar ve vücudumuzda taşıdığımız her türlü fiziksel ağırlığı yük olarak tanımlamış. Yani tüm bunlardan kurtulduğumuzda ancak özgür olabilecektik. Köklenmemek kök salmamak bir anlamda sanki. Tam da yeniden tanımlama ihtiyacım olan nokta bu idi işte. Bu tanıma inanırsak ne ev alabilir, ne işe girebilir, ne besleyici alışkanlıklar geliştirebilir ne sorumluluk alabilir ne de para kazanabilirdik. Kök salamazdık! Köklenemezdik! Kendi kendini sabote etme hali gibi bir şeydi bu sanki. Büy...
Bu anlatacağım hikaye gerçek yaşanmış bir olaya ait. Amacım ağaçların ''sadece'' gezegende yaşam için zorunluluk olan oksijeni üretmek, karbon yakalamak ya da aşırı sıcaklara karşı gezegeni soğutan fonsiyonlarının ötesinde, bilinci olan canlılar olarak algılanmasına aracılık etmek. Bu paylaşım için hikayenin ana kahramanından izin aldım. Herşey geçen baharda 2017 yılından bu yana gönüllüsü olduğum ve çocuk atölyeleri yaptığım Ataşehir'deki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde katıldığım bir atölyede başladı. Atölye bir yetişkin atölyesi idi ve biz gönüllüler de ayrıca davet edilmiştik. Atölye bahçede tüm duyularımızla gezi yapmayı da sınıf içinde renkli kalemlerle çalışmayı da içeriyordu. Gerçekten çok keyifli ve ufuk açısı bir atölye idi. Bahçe gezisi sırasında atölyeyi yapan eğitmenimiz bahçenin Ertuğrul Adası bölümünde yer alan yaşlı zeytin ağacına dokunmamızı istemişti. Yaklaşık 500 yaşında olduğu söylenen bu zeytin ağacına onca senedir daha önc...
Bir süredir oturduğum semtteki OLGAART RESİM ATÖLYESİ (@olgaart_tasarim) karakalem çalışıyorum. Geçen çarşamba günü beni çok etkileyen bir durum yaşadık atölyede. Atölye arkadaşım ve benden kıdemli katılımcı Pınar Baki bir süredir Michelangelo'nun Davut Heykeli'nin baş kısmını çalışıyordu. Yanılmıyorsam bir ya da iki denemesi olmuştu. Kendi içine sinmediğinden yarım bırakmıştı çalışmasını. Daha sonra tam konsantre olduğu bir zamanda aşağıdaki çalışması ortaya çıkmıştı. Çalışmayı elime alıp baktığımda, içimde bir şey oldu... Mesleki olarak sanat dünyasına çok uzağım ve ayrıca sanatsal yorum yapabilecek, görüş bildirebilecek hiç bir donanımım da yok. Davut Heykeli'ni de kendi gözlerimle görmedim. Ancak kitaplarda ya da internetten görmüşümdür. Fakat işte o an sanki gerçek esere bakıyor ya da karşımda Michelangelo varmış gibi bir his sardı benliğimi. O ruh ile temas ettim sanki... Çok şaşırdım, etkilendim ve o an zihnimdeki ...
Yılın bu zamanını iple çekerdik. Çok sesli ve renkli bir zamanı idi yılın. Başrolde ise dev bir Trabzon hurma ağacı olurdu. Dört katlı bir müstakil evimiz vardı. Babaannem ve amcamın ailesi ile biz aynı binada farklı katlarda yaşardık. Evimizin tam önünde idibu hurma ağacı...Yüzlerce meyvesi olurdu bu ağacın. Sonbahara inat turuncu meyveleri ile ışıl ışıl parlardı varlığı gözlerimizin önünde. Yaprakları dans eder ve ıslık çalardı rüzgarda. Toplardık ulaşabildiğimiz kadarını ve konu komşu ile paylaşırdık meyvelerini. Zaten o zamanlar adet öyleydi. Bahçeden çıkan meyve sebze hep paylaşılırdı komşularla. Göz hakkı diye bir şey vardı. Güzel günlerdi onlar ve ben çok şanslı bir çocuğum böyle bir bahçede yaşadım yirmi yaşıma kadar. Yaklaşık bir buçuk dönümlük meyve sebze bahçemiz vardı. Alt bahçe derdik buraya. Sadece yazın kavun karpuzu dışarıdan aldığımızı hatırlıyorum. Kiraz erik armut kayısı dut incir ceviz aklınıza gelebilecek bir çok meyve ağacımız vardı. Hatta dedemin...
Hoya Cornasa is the symbol of my first love I know it dried away from a long time ago But its spirit is rooted at the bottom of my heart It springs out for love every spring with obstinacy Full of hope and ecstasy Spread pink smiles all around with The flirtatious dimples on her cheeks To life hope and love • Hoya Carnosa is a tropical plant
Yorumlar
Yorum Gönder