1. “EROS” VEYA EROTİK SEVGİ Aşkın ilk çeşidi, Yunan aşk ve bereket tanrısı olarak adlandırılan Eros'tur. Eros cinsel tutku ve arzuyu temsil eder. Antik Yunanlılar, Eros'u tehlikeli ve korkutucu olarak görüyorlardı; çünkü bu, üretmek için ilkel itki yoluyla bir "kontrol kaybı" içeriyordu. Eros romantik ve cinsel duygular uyandıran tutkulu ve yoğun bir aşk şeklidir. Eros, spiritüel olgunluğun kalbinde Tantra ve manevi seks yoluyla "güzellik bilgisini geri çağırmak" (Socrates'ın söylediği gibi) için kullanılabilen, sevinç içinde ve güzelce idealist bir sevgidir. Ancak yanlış yönlendirildiğinde, eros suiistimal edilebilir, ve şımartılabilir; bu, dürtüsel davranışlara ve kırık kalpler yol açar. Eros hızla yanan ilkel ve güçlü bir ateştir. Aşkın bencil yönleri, yani kişisel ilgi ve fiziksel zevkle etrafında yoğunlaştığı için alevin aşağdaki daha derin aşk biçimlerinden biri ile soğutulması gerekir. 2. “PHILIA” VEYA ETKİLEYİCİ SEVG...
Geçen hafta oğlumun sınıfından iki anne çocukları ile sabah kahvesine gelmişti bana. Sohbet sırasında rahim küsmesi diye bir konu açıldı. Anadolu 'da böyle bir inanç varmış...Yaşlı kadınların anlattığını söylüyorlar. İlk çocuk sonrası dahi görülen bir şeymiş bu. Doğum kontrol uygulanınca rahim küser hamile kalamazmış kadın bir süreliğine. Yani var olma fonksiyonu elinden alınınca bir nevi red edermiş görevini... Bayağı etkilendim. Sonra bir soru takıldı aklıma. Acaba başka organlarımız da küsebilir miydi bize? Çok tıbbı bilgim olmamakla birlikte en kritik organımız olarak kalp aklıma geldi hemen. Hani rahim küsünce olsa olsa bir süreliğine hamile kalamıyorduk. Mazallah kalbin bir an bile küsmesi yaşamımızı kaybetmemiz demekti. Peki kalp neden ve nasıl küserdi? Var olma fonsiyonu nasıl elinden alınabilirdi? Var olma fonksiyonu sadece kan pompalamak mıydı? Bazıları kalbe ruhun evi diyorlar. Sevginin ve ışığın evi. Asıl var olma fonksiyonunun sevmek oldu...
Ölmeden görmek istediğim yerlerin başında geliyordu Göbeklitepe. 20 Nisan 2025 günü Göbeklitepe ve Karahantepe'yi ziyaret etme şansım oldu. Derinden etkilendim... Belki de İstanbul Tükenmeden isimli seyahat acentesinin kıdemli rehberlerinden Mois beyin yaklaşımı bunda asıl faktördür. ''Sorularınızın cevaplarını bulamayacaksınız. Daha çok soru soracaksınız.'' demişti Mois bey. Ve bir çok soruları bizlerle paylaşmıştı. https://www.ktb.gov.tr/TR-288623/gobeklitepe.html Mois beyin ifadesine göre Göbeklitepe'nin atalar kültü ile ilgili olduğunun düşünüldüğünü anlıyoruz. Göbeklitepe'de ruhu aç olan insanın arayışını görüyoruz. Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Burada olmamın amacı ne? gibi soruları soran insanlar bunlar. İnsanların tarımdan yerleşik hayattan önce yani karnını doyurmadan önce ruhunu doyurma ihtiyacını önceliklediğini görüyoruz. İşte tarihin yeniden yazıldığı konusu buradan kaynaklı. İnanç tarımdan önce de vardı. Google arama motoruna ...
Nerden çıktı bu diyeceksiniz? Büyük oğlum 20 yaşında ve geçenlerde küçük bir konu için destek aldık bir psikolojik danışmandan. Üç seans görüşme yeterli oldu çok şükür. Beni ikinci seansta görmek istedi danışman. ''Siz çok fazla iyi arkadaşsınız. Biliyorum annelik, iş hayatı ve diğer apoletlerinizin söküldüğü döneme giriyorsunuz ve bu kolay değil. Ancak oğlunuzu serbest bırakmalısınız. Onun en iyi arkadaşı siz olmayın artık.'' gibilerinden bir şeyler söyledi. İyi arkadaş olmamıza, onun artık kendi yoluna gidebilecek noktaya ermiş olmasına sevindim. Diğer yandan bir adım geri durmak, annelik sıfatını bırakmak hatta en iyi arkadaş olarak dahi geri durma fikri ise hem hüzünlendirdi hem telaşlandırdı. Bir de sorumluluk anlamında biraz daha rahatladım hafifledim. Artık iki çocuklu bekar anne gibi değil tek çocuklu bekar anne gibi hissediyordum. Büyük oğlum adam olmuştu. Yetişkin olmuştu. Doğruları yanlışları ile artık kendi hayatını yaşamak üzere yuvadan uçacaktı. Çok karma...
Bir süredir kafamın arkasında dolanıp duran bir soru vardı? Özgürlük ile ilgili. Sahi neydi özgürlük? Benim tanımım, istemediğini yapmama seçiminin olması idi! Sanırım yaşamın içinde ilerledikçe bir çok kavramı yeniden yeniden sorgulamak bakmak tanımlamak gerekiyor. En azından ben böyle hissediyorum. Bir makale karşıma çıktı bugün.Tam da zamanında! Özgürlüğü hafif olmak olarak tanımlamış yazar. Olabildiğince az yük taşımak. Korku,mülkiyet,para,iş,alışkanlıklar,sorumluluklar ve vücudumuzda taşıdığımız her türlü fiziksel ağırlığı yük olarak tanımlamış. Yani tüm bunlardan kurtulduğumuzda ancak özgür olabilecektik. Köklenmemek kök salmamak bir anlamda sanki. Tam da yeniden tanımlama ihtiyacım olan nokta bu idi işte. Bu tanıma inanırsak ne ev alabilir, ne işe girebilir, ne besleyici alışkanlıklar geliştirebilir ne sorumluluk alabilir ne de para kazanabilirdik. Kök salamazdık! Köklenemezdik! Kendi kendini sabote etme hali gibi bir şeydi bu sanki. Büy...
Bu anlatacağım hikaye gerçek yaşanmış bir olaya ait. Amacım ağaçların ''sadece'' gezegende yaşam için zorunluluk olan oksijeni üretmek, karbon yakalamak ya da aşırı sıcaklara karşı gezegeni soğutan fonsiyonlarının ötesinde, bilinci olan canlılar olarak algılanmasına aracılık etmek. Bu paylaşım için hikayenin ana kahramanından izin aldım. Herşey geçen baharda 2017 yılından bu yana gönüllüsü olduğum ve çocuk atölyeleri yaptığım Ataşehir'deki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde katıldığım bir atölyede başladı. Atölye bir yetişkin atölyesi idi ve biz gönüllüler de ayrıca davet edilmiştik. Atölye bahçede tüm duyularımızla gezi yapmayı da sınıf içinde renkli kalemlerle çalışmayı da içeriyordu. Gerçekten çok keyifli ve ufuk açısı bir atölye idi. Bahçe gezisi sırasında atölyeyi yapan eğitmenimiz bahçenin Ertuğrul Adası bölümünde yer alan yaşlı zeytin ağacına dokunmamızı istemişti. Yaklaşık 500 yaşında olduğu söylenen bu zeytin ağacına onca senedir daha önc...
Hoya Cornasa is the symbol of my first love I know it dried away from a long time ago But its spirit is rooted at the bottom of my heart It springs out for love every spring with obstinacy Full of hope and ecstasy Spread pink smiles all around with The flirtatious dimples on her cheeks To life hope and love • Hoya Carnosa is a tropical plant
Now TV ana haber sunucusu Selçuk Tepeli ' nin nerede ise her programda söylediği '' Patron sizsiniz .'' sözünden esinlendim başlık için. Konu vergilerimiz... İnsanlık tarihi boyunca hep vergi ödemiş insanlar... Bir zamanlar krallara şahlara padişahlara vergi ödenmiş. Vergi ödemeyi red edenler ise genellikle canları ile bedel ödemişler. Hayatta kalmalarına yetecek kadar mal para ürün ellerinde bırakılır ve geri kalan herşeyleri alınırmış. Öyle ödenen vergilerle ne yapılacağına dair bir görüş bildirme hakkı olmadığı gibi, yapılan harcamaları denetleme sorgulama hakkı da yokmuş o zamanlar insanların. Şimdiler de ise '' demokratik cumhuriyet '' vatandaşları olarak yine vergi ödüyoruz. Hükümetler de toplanan verginin yönetiminden sorumlu. Yönetim, düzenleme, uygulama ve denetim gibi başlıkları kapsamakta. Ve yine demokratik cumhuriyet vatandaşları olarak Ortaçağ'dan farklı olarak, demokratik seçimlerle hükümetlerin performansını de...
21 Nisan 2011 çok güneşli bir gündü Hasan Reis ile tanıştığımda...Tekneleri boya için zımparalayan çalışanlar dikkatimi çekmişti...Uğradım bir kaç poz çekmek için...Sonrasının hikayesi aşağıda... HASAN REİS VE EKİBİNDEN İKİ ARKADAŞI Hasan Kepekli 1926 Ziverbey doğumlu deniz aşığı bir balıkçı. Annesi Şayan Hanım babası Şaban Bey. Tam 85 yaşında bir delikanlı Hasan Reis..Hani derler ya bedenin yaşı başka ruhun yaşı başka... İran Şahı Pehlevi sülalesinden bir Acem ailesinin yanında annesi kalfalık babası ise bahçıvanlık yaparmış. İşte bu evde doğmuş Hasan Reis. 8 yaşına kadar Acemlerin yanında büyümüş.İlkokulu ,Hasanpaşa ve Zühtüpaşa İlkokullarında bitirmiş. Ortaokul ikiden terk etmiş okul hayatını. 1934 'de Fenerbahçe'de Rumların yanında dalyancılığa başlamış. O dönemlerde Rumlardan tayfacılığı ve balıkçılığı öğrenen tek Türk'müş. ESKİ DALYAN FOTOĞRAFLARI 1946 yılında evlenmiş ve 1948 yılında askere gitmiş. Halkal...
Yorumlar
Yorum Gönder