19 Eylül 2021 Pazar

Türsel Yalnızlığımız ve Kalbin Habitatı

Sekiz milyar insan ve diğer bir çok tür bu gezegende yaşıyoruz.

Ve bildiğimiz bizim yaşayabileceğimiz tek gezegen var . Adı Dünya.

İnsanlık hep merak etmiş evrenin başka yerlerinde zeki türler var mı diye?


Gezegeni iyileştirip açlığı yok edip daha iyi bir dünya için harcanacak iken, başka gezegenlerde hayat ya da zeki varlıklar  arayışına milyarlarca dolar harcanmış harcanıyor. Bir de sekiz milyar insanın bilgisi ve onayı olmadan evrene, uzaylılara ulaşması dileği ile MESAJ gönderiliyor.

Uzaylıları zeki / akıllı varlıklar diye tanımlıyoruz genelde ve fakat son derece saldırgan yıkıcı bir tür ile karşılaşmayacağımızı kim garanti edebilir?

Sadece kendimize aynada bakmak yeter bunun için.

Nitekim Stephen Hawking insanlığı üç başlıkta uyarmıştı ölmeden önce. Biri yapay zeka, diğeri uzaylılarla kurulacak temas ve en sonunda da virüsler idi. Virüsler ile ne anlatmak istediğini ağır beller ödeyerek öğreniyoruz insanlık olarak. Diğer iki uyarısını da dikkate almamız için önemli bir veri bu bana göre.

Bu noktada insan türünün zeki bir varlık olarak tanımlayıp tanımlayamayacağımıza da bakmak gerekiyor.  Kendi yuvasında yangın çıkaran ve sonunu getiren bir tür zeki olabilir mi? 

Bir canlıya zeki diyebilmek için diğer canlılarla sömürüye dayanmayan uyumlu bir ilişki ve davranışlarının sürdürülebilir bir yaşamı destekliyor olmasına  bakmak gerekiyor bence. 

İnsan kesinlikle zeki bir canlı türü değil. Saldırgan ve bencil, kesinlikle sürdürülebilir bir yaşamı da desteklemiyor edinimleri.

Doğal seleksiyonun insanı tercih edip etmeyeceği geldi aklıma bu noktada. Düşündürücü değil mi?

Gelelim asıl mesajıma.

16 Kasım 1974 yılında Arecibo Gözlemevi' nden yüz binlerce yıldızı barındıran M13 kümesine doğru tek bir seferlik bir mesaj yayınlanmış. Bu mesajın içinde 0 ve 1 rakamları ile ikili sayı sistemi kullanılarak , insan DNA 'sının özeti, tipik insan boyutu, o tarihteki dünya nüfusu ve gezegenimizin Güneş Sistem'indeki yerini anlatan bir mesaj yayınlanmış. Başka tarihlerde de benzeri yayınların yapıldığını okumuştum bir yerlerde. Gerçekten de bu temasa hayatını adayan bilim insanları var.

Ve fakat bu temasın sonuçlarını öngörmek mümkün değil Hawking' in uyarısında olduğu gibi.

Kurumların risk yönetiminde riskin gerçekleşme olasılığına ve gerçekleşmesi halinde meydana gelecek zararın büyüklüğüne bakılarak ilgili risk yönetimi için farklı araçlar değerlendirilir. 

Romantik uzaylı varlıklar düşüncemizin tam tersi ile karşılaşma olasılığımız % 50. 

Böylesi bir temasın meydana getirebileceği zarar ise gezegenin tamamen yok olması seviyesine kadar gidebilecek bir zarar.

Bu bağlamda uzaylılarla temas için yayın yapmak son derece yanlış , yıkıcı, bencilce bir edinim.

Anayasa değiştirirken bir referandum yaparken, gezegeni yok etme olasılığı yüksek olan türlerle iletişim kurmak için dünyalılara görüş sorulmaması, tam bir hukuksuzluk adaletsizlik ve ahlaksızlık.

Küresel iradenin onayı ile böylesi bir temas için adım atmak gerekir oysaki.

Belki de tür olarak yalnız hissediyoruz kendimizi. Ve fakat gerçek olan da bu değil. Gezegendeki tüm canlılarla ortak bir enerji alanını , kalp habitatını (*) ki bazıları buna Tanrı 'da diyor paylaşıyoruz. Dolayısıyla yalnız değiliz. Yeter ki bu sevgi alanını hissedebilecek hassasiyet ve duyarlılıkta olalım.

Özetlersem,

Tek evimiz yuvamız var ve tüm kaynaklarımızı yuvamızı yaşanabilir bir yer yapmaya harcamalıyız.

Sekiz milyar insanın onayı alınmadan yüksek risk içeren uzaylılarla temas etme projelerine derhal son verilmelidir.

Türsel yalnızlığımızın çözümü, tüm türler arasında barışı tesis edip, çocukların gençlerin doğa ile bağlarını güçlendirmeleri için alan açacak ortamlar yaratılmalıdır. Kentsel tasarım da buna dahildir.


(*) Kalbin Habitat'ı kavramından bahseden Richard Louv ile yapılan söyleşiden notlarımı içeren yazım için...

https://www.blogger.com/blog/post/edit/5153709369748114580/476531342180322541



xxx

Tarih Tekerrürden Mi İbarettir?

Geçen hafta iki kez karşıma çıktı  bu cümle.

Ve gerçeklik payını düşündüm. 


Aslında biz insanları kısır bir döngünün içine kapatan, gelecekten umut etmemize engel olan, yeniliğe dönüşüme  kapalı bir ifade değil mi sizce de?

Nasıl ki insan kendi bireysel hayatında başına gelen olaydan dersini alıp, yeni bakış açısı geliştirip, yeni seçimler yapmadıkça aynı bireysel hikayesinin içinde dönüp duruyor, bu toplumlar hatta tüm insanlık için de aynı değil mi?

Toplum olarak da insanlık olarak da ortak tarihimizden hikayemizden dersimizi alıp, farklı seçimler yapabilsek belki de tarih tekerrürden ibaret cümlesinin kendisi tarihin sararan sayfalarında yerini alacak.

Bizi ayaklarımızdan eskiye eski dünyanın bakış açılarına prangalıyor bu cümle.

Evet, ancak  biz tarihten ders almaz isek tekerrürden ibaret olur.

Yeni bakış açısı yeni düşünce biçimi yeni seçimler için gözlerimizi daha yukarıya daha uzaklara çevirmeliyiz toplum olarak.

İnsana, birbirimize  inanmalı ve güvenmeliyiz.

Yıpranan kopan bağları yeniden tesis etmeli iyileştirmeliyiz.

Ortak insani ihtiyaçlar ve değerler üzerine inşa etmeliyiz yeni dünyamızı.

Tarih biz ondan ders almışsak tekrarlamaz ve başka bir gerçekliğe doğru ilerleriz. 

Toplumsal dönüşüm belki de budur.

Ve hiç olmadığımız kadar yakın olabiliriz bu dönüşüme. 

Önemli bir eşiğe geldik toplum olarak ve çok bedel ödedik ödüyoruz.

Yeter ki ufkumuzu geniş  ve ruhumuzu yüksek tutalım.

İyi Pazarlar,


xxx