16 Haziran 2018 Cumartesi

Tür Anayayası Hemen Şimdi!


Sabah  hayvana şiddetin suç sayılması ile ilgili kampanyayı imzalarken içime gelenleri paylaşma ihitiyacı duydum.

Gezegen üzerinde nefes alan tüm canlılar eşit haklara sahip olmalı aslında. Bunun aksi de bir nevi ayrımcılık ki ben buna  "türcülük" dedim bugün. 



İnsan hakları hayvan hakları çocuk hakları doğa hakkı gibi ayrımlar algı bozukluğu yaratıyor sanki. Biri diğerinden üstünmüş gibi! Biz insanlar  sadece ve sadece aynı gezegeni paylaşıyoruz tüm canlılarla. Bunu tüm insanlık ailesinin idrak etmesi geleceğimiz için çok önemli. 

Biz insanlar yaşam piramidinin tepesinde değiliz, yaşam çemberinin bir halkasıyız! Bu idrak aşılanmalı yeni nesillere. Bu algı yanılsamasının oluşumunda tek tanrılı dinlerin etkisini ve bu algının da tamamen kapitalist sömürgeci sermayeye hizmet eden duruşunu  not düşmeden geçemeyeceğim.

Özet ile tek bir evrensel tür hakları tanımı olmalı . Tüm türlere eşit hakların tanımlanarak içeriğin genişletildiği daha kapsayıcı koruyucu bir "tür hakları manifestosu"  yazılmalı. Bir nevi TÜR ANAYASASI ...Türler arası ilişkileri de içerir şekilde yapılandırılmalı.

Gezegenin acil buna ihtiyacı var zira...

Ağaçlar da nehirler de dağlar da bu kapsama alınmalı... "Canlılık"  tanımı anahtar kelime burada...Hukukta yeni bir alan açılır belki de. Türler arası ilişkileri belirleyen tanımlayan. Hatta ağaçların ırmakların şahıs gibi yasal haklarının tanımlanarak hukuksal olarak temsil edilebildikleri bir yeni dünya düzeni hayal ediyorum.

Hindistan, Yeni Zellanda, Ekvador gibi ülkelerde bu doğrultuda adımlar atıldı çoktan. Irmaklar yunuslar şahıs statüsü kazandı ve haklarını koruyabiliyorlar.

Dünyada bu konuda ciddi çalışmalar kampanyalar var . Toprakana Hakları isimli linki paylaşıyorum. Birleşmiş Milletler'i davet ediyorlar aksiyon almaya. İnsanın doğa ve tüm canlılarla ilişkisini yeniden yapılandırmak üzere...

 http://www.rightsofmotherearth.com

Farklı kulvarlarda mücadele veren tüm ülkesel ve küresel  STK lar Tür Anayasası ve/veya Toprakana Hakları için bir araya gelip kamuoyu yaratsa...Binlerce milyonlarca insana ulaşılsa ve de gezegende yaşamın sürdürülebilirliği için bu ve benzeri açılımlar yaşama geçirilse...

Bu mümkün...

Tür Anayasası Hemen Şimdi!

13 Mayıs 2018 Pazar

Bu Yaz Bizim Bu Park Bizim


İki yıl önce doğup büyüdüğüm mahalleme geri döndüğümde 2005 doğumlu oğlum yeni ortama uyum sorunu yaşadı. Hiç arkadaşı yoktu burada.. 2016 yazında hem oğlumu yaz okuluna  gönderme imkanım olamadığından hem de oğlumun yeni ortama uyumu için  10 günlük mahalle çocuklarına yönelik bir dizi etkinliği mahalle muhtarımızın da bizzat destekleri ile  organize ettim. Resim dans müzik drama satranç kitap/oyuncak takas gibi başlıklar dahilinde. Hatta 1 gece çocuklara park sineması yaptık. Loraks filmini izledik.Oğlum asistanım oldu. Çok beğenildi etkinlik ve oğlum da yeni arkadaşlar edindi.

2017 yazında  ise evelki  seneki deneyimden ilham ve cesaret alarak  mahalle parkımızda yaz boyunca çocuklara yönelik mahalle gönüllülerimizle bir sıra etkinlik organize ettik. Anneler ve babalar ve mahalle sakinlerimiz gönüllülerimiz aslen. Ben projenin kolaylaştırıcısı olarak destek verdim.

Bir gönüllümüz de  aşağıdaki   afişi oluşturdu destek olarak örneğin.Kendisi grafiker. Mahalle esnafımız afişleri astı dükkanlarına. Hatta sağlık ocağımızın Dr' u da kendi odasına astı afişimizi.



Hem çocukları hem de ebeveynleri kaynaştırmak sosyalleştirmek bir nevi çocukluğumuzdaki mahalle kültürünü yeniden inşaa etmeye hatta mahalle insiyatifini oluşturmaya yönelik bir amaç ile yola çıktık. Yara almış zayıflamış toplumsal bağları güçlendirmek kendiliğinden gelişen bir sonuç oldu.  Toplumun tüm renklerini ortak ihtiyaçlar alanında buluşuyor. Her anne baba çocuğunun sağlıklı mutlu ve başarılı birer birey olmasını ister. Toplumun her kesiminden insanların katılım gösterdiğini birlikte şarkı söyleyip dans edip güldüğünü eğlendiğini görmek çok mutlu etti bizleri.

Çok ilgi ve katılım gördü bu etkinlik.Hatta diğer mahallelerden de katılım talebi geldi ve kaynak/alt yapımızla ancak azami 30 çocuğa alan açabildik. 

Tüm etkinlikler ücretsiz olarak mahallemizin tüm çocuklarına açık olarak sunuldu.

Sanat müzik çevre beslenme takas gibi konularda atölyeler yapıldı. İlk etkinlik parkımızın hikayesi  ve ağaçların tanıtımı ile başladı. Her Çarşamba Park Sineması adı altında açık hava sineması yaptık. Yine çevre bilinci veren çocuk animasyonları ağırlıklı olarak yer aldı.

Hatta bu etkinliği duyan seramik sanatçısı bir arkadaşım gönüllü olarak çamurlarını alıp geldi. Yine başka bir DR  arkadaşım da sağlıklı beslenme ile ilgili bilgi paylaşımında bulunmak üzere  gönüllü olarak minik şefler etkinliğimize katılma niyetin iletti. Benim anaokulu öğretmenim de ricamı kırmayarak  kolaj çalışması yaptırdı çocuklara. Yıllar sonra çocuklarla yeniden bir arada olmaktan çok keyif aldı.

Doğup büyüdüğüm ve hatta parkımızın çocuk parkı olmasında  bizzat katkısı olan "çocuklardan" biri olarak bu park ile özel bir bağım var. Benzeri bağı çocuklarımızın da kurabilmesinin onların sağlıklı bireyler olarak yetişmesinde önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum.

Harika bir yaz oldu hepimiz için diyebilirim. Özellikle de çocuklarımız için. Her gün niye yok etkinlik diye soruyorlardı. Hatta bu bahar  çocuklar  muhtarımıza giderek   ne zaman başlayacak filmler etkinlikler diye sorular sordular.

Temmuz ayı etkinliklerimizin özeti bir videoyu paylaşıyorum. Ağustos ayı ve kapanışımız için de çekimler yaptık paylaştık mahalle grubumuzda. Kapanışta dekotarif objeler yapan bir gönüllü annemiz çam kozalaklarını renkli boyayarak dekorasyon objeleri yaptı ve tüm gönüllülerimize park afişimizi içerir teşekkür sertifikası ile hediyeleri verildi.





Bu projenin gerçekleşmesinde mahalle muhtarımızın bire bir desteğini aldık. Etkinlik günleri geç saatlere kadar mesai yaptı bizi desteklemek için. İki yaz ayı boyunca bizlerle birlikte idi. 

İnsanı hatırlamak insanın içindeki iyiliği harekete geçirmek gibi temalar su yüzüne çıktı sanki. Ben nasıl destek olabilirim sorusunu sordu insanlar?

Hayalim parkımızdaki bu pilot çalışmanın diğer mahallelere de yayılması. Hatta tüm İstanbul ve diğer illere zaman içinde. 

Tahmin edemiyeceğiniz temaslar oluyor çocuklarla.

Bez afişimizi boyarken minik bir kıza diğer arkadaşı "Güzel çiz çiçeğinié demişti örneğin ve ben de ismini sorarak "Ben güzel bir çiçek istemiyorum Ada'nın çiçeğini görmek istiyorum demiştim. Ve bilin bakalım ne oldu! Muhteşem çok özgün bir çiçek çıktı minik kızın ellerinden.

Başka bir gün yüz boyaması yapılırken minik bir oğlan gelip " Kırmızı kız rengi mi?" diye sormuştu. Ben ise renklerin cinsiyeti olmadığını istediği renk ile yüzünü boyayabileceğimizi söyleyince spiderman olmak istediğini söylemişti.

Sanırım anladınız ne demek istediğimi.

Buradaki sihir mahallemizdeki tüm anne ve babaların gönüllü olarak kendi hobi ya da mesleki becerilerini tüm çocuklarımızla paylaşmalarında idi. Zamanımızı ve sevgimizi verdik.

Bir kaç boya için belki 100 TL harcanmıştır.

Sinema günlerinden birinde mahalleli bir teyzemiz patlamış mısır gönderdi çocuklara.

Bu etkinliği duyan belediyemiz ise bir sinema gününe dondurma yolladı..

Şu öğrendim kendi adıma. İyi niyet ile kalbinizi açıp yola çıkınca herkes size destek olmak istiyor.

Bu projeyi kademeli olarak büyütüp tüm yurt çapındaki parklara yayabilmeyi gerçekten çok isterdim.

Bir kaç STK ile yazıştım ve hatta bir bireysel sosyal sorumluluk projesine katıldım ancak bir sonuç alamadım.

Ve buradan herkese açıyorum projeyi. Çok daha iyi projeleri hayata geçirebilmeniz için  ilham olur umarım.

Kim bilir ne sanat zanaat ustaları müzik folklor eğitmenleri vardır sizin mahallenizde de? 

Ülkenin aydınlık yarınlara ulaşabilmesinde sanatın müziğin tiyatronun  felsefenin sporun çocuklarımızın yaşamı ile daha çok temas etmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Birlikte şarkı söyleyen dans eden çocukların birbirlerine daha sevecen ve empati ile yaklaşacağına inanıyorum.

Elimiz kolumuz bağlı oturacağımıza çocuklar için parklara çıkalım bu yaz. 

Elimizden gelenin en iyisini yapmak yeterli.

Üstelik içinizdeki çocuk da inanın çok eğlenecek mutlu olacak.

BU YAZ BİZİM BU PARK BİZİM 

HAYDİ SEN DE GEL!



Proje özetini aşağıda paylaşıyorum...



PROJE ADI          PARK YAZ OKULU


YER                      Mahalle Parkı Açık Alan
                                  
PROBLEM  TANIMI

Teknoloji çağında metropollerde yaşayan çocuklar gittikçe yalnızlaşıyorlar. Özellikle yaz aylarında yaz okuluna gidemeyen çocuklar için yaz ayları her türlü ekran karşısında geçirilen günler anlamına gelebiliyor. Soyallikten uzaklaşabiliyor  ve dolasısıyla içinde bulundukları topluma aidiyet duyguları zayıflıyor.   Ayrıca gerek obesite gibi sağlık sorunları ile ve gerekse de çeşitli iletişim sorunları ile yüz yüze kalabiliyorlar. Benzeri şekilde sosyal hizmetler  tarafından bakım gören çocuklarımız toplum dışında yalnızlaşabiliyorlar.

PROJE  AMACI  

Temmuz ve Ağustos ayları boyunca mahalle gönüllüleri ile haftada 3 gün ücretsiz etkinlikler düzenleyerek gerek mahalle çocuklarının gerekse de sosyal hizmetlerde bakım gören çocukların mahalle parkında bir arada etkinliklere katılarak birlikte oyunlar oynayarak sosyalleşmelerinin ve aidiyet duygularının pekiştirilmesisinin tesis edilmesi.

PROJE YEREL DESTEKCİLERİ

Mahalle muhtarı, yerel esnaf,mahalle sakinleri ve gönüllü anne / babalar

PROJE  KAPSAMINDA TANIMLANAN FAALIYETLER

Mahalle gönüllüleri tarafından tespit edilecek gün ve saatlerde atölyeler oluşturalacaktır. Her bir etkinlik çocukların odaklanmaları dikkate alınarak 1 saat sürecektir.

Mahalle gönüllülerinin hobisel ya da profesyonel yaptığı etkinlikleri parkta  açılacak atölyelerde çocuklarla birebir birlikte uygulamasını bekliyoruz.

Kuş evi yapımı, taş boyama, resim atölyesi, müzik aletlerinin tanımı ve ritim atölyesi,  minik şefler atölyesi, seramik atölyesi, masal okuma ve resim etme atölyesi, toprak ve kompost yapımı, kitap oyuncak takası, sağlıklı beslenme,satranç,dans, yoga, ağaç tanıtımı ve temel bahçecilik bilgileri başlıklarında çeşitli atölyeler kurgulanacaktır.

KATILIMCI SAYISI

Her bir atölye gönüllüsü azami 20 çocuk ile çalışabilmektedir. Aynı anda bir den fazla atölye gönüllüsü olması halinde doğru orantılı olarak katılımcı sayısı artabilir. Afişlerle veya sosyal medyadan etkinlikleri duyan ya da o anda spontan parkta olan 6-12 yaş arası çocuklar katılımcıları oluşturmaktadır. Diğer yardımcı gönüllüler etkinliklerde atölye gönüllüsü anne/baba ya destek verebilir.
  

PROJE SONRASI YEREL KAZANIM

Kazanımları 4 ana başlıkta irdeleyebiliriz.

Sağlık
Etkinlikler sırasında bir beslenme uzmanı tarafından çocuklara sağlıklı beslenme ile ilgili oyun içerikli bir aktivite sunulacaktır.
Çocuklar günün belirli saatlerinde aktif olarak hareket edebilecek, temiz have ve gün ışığı alabilecektir.
Dışarıda olmayı benimseyen seven ve arkadaş çevresi edinen çocuklar daha fazla parkta arkadaşları ile oynamak için  dışarı çıkacaktır.
Tüm bu faktörler dahilinde  obesite ile mücadele de daha başarılı olunabilecektir.

Eğitsel
Finansal yeterliliği yetersiz olan ve çocuklarını özel ya da yaz okullarına veya sanatsal atölyelere gönderemeyen ailelerin  çocukları okulda aldıkları eğitimden farklı disiplinlerde sanatsal eğitsel atölyelere katılım gösterebilecektir. Çevre bilincini geliştirmek  ve sağlıklı bireyler olmak etkinlikler boyunca işlenen ana temalar olacaktır.  Bu şekilde eğitimdeki adalet bir ölçüde olsa tesis edilebilecektir.

Psikolojik
Çocukların ve ebeveynlerinin iletişim empati becerileri gelişecekve bir takım ruhu içinde uyumlu ortak hedef doğrultusunda işbirliği ile çalışması tesis edilebilecektir.
Bu hem çocuklarda hem de ebevenlerde bağ kurma ve aidiyet duygusunu geliştirecektir.
Mahalle ortamında kabul gören ve bağ kuran çocukların alkol sigara uyuşturucu gibi maddelere karşı doğal bir direnci gelişecektir.Birey olma yolunda kendilerini ifade edebilecekleri dil din ırklarına bakılmaksızın  oldukları gibi kabul edilebilecekleri bir alanda olmak , çocukların özgüven ve değerlilik duygularını pekiştirecektir. Bu şekilde çocuklar çağımızın “şiddet hastalığı”na karşı bağışıklık kazanacaktır.

Toplumsal Yaşam
Toplumun her kesiminden insanın buluştuğu bir alan oluşturulacak olup , ortak ihtiyaç ve hedefler doğrultusunda hem etik hem maddi değerlere sahip çıkılarak ,  yerel demokratif insiyatifin gelişmesi desteklenecektir. Toplumdaki ötekileştirme ve bölünmeye karşı anlayış işbirliği ortamı yaratılacaktır. Ayrıca sosyal hizmetlerde bakım gören çocukların mahalle ortamında diğer çocuklar ile kaynaşarak toplum ile bağ kurması tesis edilebilecektir.

 PROJE SONRASI SINIR ÖTESİ ETKİ

Toplumu oluşturan bireylerin fiziksel zihinsel ve duygusal sağlıklılıkları yurtta ve dünyada barışa hizmet edecektir.




20 Ocak 2018 Cumartesi

Kalbin Dansı Başlasın

Yıllar önce bir iletişim eğitiminde pozitif ve negatif egomuzu yansıtan  kişileri hayatımızdan bulup tespit etmemiz istenmişti. Sanırım 2009 veya 2010 yılı idi. Çok detayını hatırlamıyorum çalışmanın.



Ve ben şahsen tanıdığım iki kadını belirlemiştim kafamda.

Negatif egomu ve pozitif egomu temsil eden iki tanıdığım kadını.

Ve bugün inanılmaz olarak bu iki figürün tam tersi yer değiştirdiğini gördüm içimde.

Pozitif egomu temsil ettiğini düşündüğüm kadın erile yaşama ve kendine aslında güven sorunu olan dişiliği ile barışık olmayan bir kadın idi. Ailesinden ve özellikle babasından aldığı sözde terbiye ile güven konusunda sık sık kendi içindeki boşluğa düşen ve bunu ilişkide olduğu insanlara yansıtan bir kadın. Güçlü tek başına ayakta kalmış çocuklarını büyütmüş ruhani yolda yürümüş yol gösteren şifacı olmuş bir kadın.  Ancak kalbinin en derin arzusu olan, güvendiği bir erkeğin onun kalbini istemesi , kalbini bu erkeğe teslim edebilmesi ve de  bu erkek tarafından alınmak  gerçekleşememişti hayatında. Bu kadın kariyerini eşini parasını pulunu bolluğunu bereketini kendi elleri ile itmiş kendinden uzaklaştırmış yalnız bir kadın. Elbetteki kendi gerçekliği içinde mutlu bir kadın ve fakat benim seçimimim bu değildi artık.

Negatif egomu temsil ettiğini düşündüğüm kadın  kendine son derece güvenli (halen abartılı da bulsam) dişiliği ile barışık bir kadın idi. O da güçlü tek başına ayakta kalmış çocuklarını büyütmüş , haklarını sonuna kadar talep etmiş almış, mantık ve duygu dengesini kurabilmiş bir kadın idi. Haklarını talep ediş ve iletişim şekli ile ilgili kendimi güvende hissetmediğimi hatırlıyorum sadece. Bana gösterdiği yüzü o zamanlar sinsi agresif içten pazarlıklı bir yüz gibi gelmiştiki bana. Hatta bir keresinde bana ''Biz düşman mıyız ki canım ?'' demişti ki iliklerime kadar titremiştim. Bu kadın şimdilerde sevdiği işi  bolluk bereket içinde deneyimliyor ve de onun kalbini isteyen bir erkek ile yollarını birleştirdi. İlk eşinden olan çocukları kendi yollarında. Mutlu bir kadın olduğunu düşünüyorum. Ve ne ilginçtir ki benim kendimi en çok olduğum kadın olarak hissettiğim şehire, Paris'e yerleşti veya yerleşecek yakınlarda sanırım.Çok mutluyum onun adına.

Ruhani konuları kendi gerçeğimizden kaçma yolu olarak kullandığımızı düşünmüşümdür zaman zaman. Görmek istemediğimiz temas etmediğimiz benlik parçalarımızı belki de yok saymamamıza fayda sağlıyor idi.Ruhani ego da başka bir konu. Özet ile hem fiziksel hem de ruhsal varlıklar olduğumuzu hep hatırlamak durumunda olduğumuzu tekrar kendime hatırlatma ihtiyacı duydum bu vesile ile. bir kez daha...

Ve işte bu içimdeki ego profilleri bire bir zıt kutuba shift (sıçramak) etmişti. Yer değiştirmişti!

Aklıma dünyanın manyetik kutuplarının yer değiştirmesi geldi neden ise.

Benim de kutuplarım yer değiştirmişti işte ve bu çok iyi bir işaret idi!

Kalbimin kutupları yer değiştirmişti!

Kader denilen o zorunlu istikametten özgürleşmiştim sanki.Pusulam artık başka bir yöne dönmüştü.

 Kuşlar gibi hafif hissettim kendimi. Özgürdüm!



Bu sabah içsel yolculuğumun ikinci safhasına 2008 Mart ayı itibarı ile başladığımı ve bu sene 10. yılımı kutlayacağımı düşünmüştüm. Yolculuğumun ilk safhası 1993 yılında başlamıştı.

Ve evet tüm bu yolculuğun sonunda geldiğim noktadan çok ama çok  memnunum. İçimde bireysel devrimimi gerçekleştirmiş gibi hissediyorum. Bundan daha büyük nasıl bir hediye verebilirim ki kendime?

Bu yolculuk sırasında tatlı acı anılarla yolculuğumda bana eşlik eden tüm yol arkadaşlarıma sevgi ve şükran duyuyorum kalbimde.

Özellikle de bu yolculuğun en zorlu etabında benim dalgalanmalarımdan inişlerimden çıkışlarımdan karanlığımdan korkmadan bana derin mevcudiyetini, sevgisini, özenini sunan sevgili dostuma...

Şimdi yolculuğun 3.safhası başlıyor...Bunu biliyorum...Şükrediyorum!

Dün karşıma çıkan bir yazı ''LOVE NEVER GIVES UP'' diyordu. Sevgi asla vazgeçmez...

Evettt 2018 kalbin  yılı olacak!

Hadi kalbin dansı başlasınnnnnn artık...

Sevgiyle ,







xxx

19 Ocak 2018 Cuma

WORDS OF THE DAY

LOVE NEVER GIVES UP...








X

10 Ocak 2018 Çarşamba

WORDS OF THE DAY

YOUR HEART IS  A TREASURE

YOU CAN ONLY SURRENDER YOUR HEART TO THE ONE

WHO DEDICATE ONESELF TO YOUR HEART















XXX

19 Aralık 2017 Salı

KALP İLE BULUŞMA

Dün KALBEN DERNEĞİ'nin 1. yaş gününe davet edildim.Korunma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği...Çok anlamlı bir akşam idi.



Kurucu başkanın kendisi de koruyucu bir çocukmuş. Şu anda 29 yaşında bir tiyatro sanatçısı. Onun ve diğer pırıl pırıl gençlerin İnanılmaz hikayeleri salondaki herkesi gözyaşlarına boğdu. Ve yaşam nasıl da sihirli bir yer ve kaderlerimiz görünmez ağlarla nasıl da bir birine bağlı bir kere daha şahit olduk!

Annesine (koruyucu annesi) kanser teşhisi konmuş 28 yıl önce ve şoku atlatmak için Fenerbahçe Parkı'na gitmiş anneciği. O sırada çalıların arasında görmüş onu. Sapsarı saçlı masmavi gözlü 6 aylık bir kız bebek ile kesişmiş yolları böylece. Evet koruyucu annesi olmuş kadın bu minik bebeğin. Ve ne ilginçtir ki kanser teşhisi de yanlışmış meğer! Annesi tek tek katılımcılara hoşgeldiniz dedi...Yaşını almış bir hanımefendi!

Başka bir hikaye de çok çarpıcı idi. Üniversite son sınıfta grafik eğitimi alan genç bir kız sahnede idi. Nefes almasın diye ağzı da kapanmış siyah çöp poşetinde çöpte bulunmuş Ankara'da. Müthiş bir hikayesi var onun da. 7 yaşında öğrenmiş evlat edinildiğini ve ne şanslıyım demiş teyzesine koşup. O sıra annesi çalışıyormuş zira. Ve ailesini araştırmak istemiş hikayesini öğrenmek 18 yaşında. Anıtkabir'de aslanlı yolda başım dimdik yürüdüm normalde baş öne eğik yürünür bilirsiniz dedi. Beni Atatürk'ün ilk kurduğu yetiştirme yurduna yerleştirmişler ve ben babamı bulmuştum artık dedi gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Müthiş güzel şeyler oluyor! İnsan tohumu serpiliyor...Umut fidan oluyor...Ve hiç bir şey olduğumuz kişi olmamıza dharmamızı gerçekleştirmemize engel değil. Hayata inanıp güvenmeli! Yeter ki kalbimiz açık olsun ve sevgi de olalım...

Önemli bir inanç kalıbım kırıldı. Evlat edinilen çocukların bu durumu travmatik yaşayacağı ve/veya ciddi sıkıntıların hayatımıza gireceği vs gibi bir algı varmış kafamda. Oysa anladım ki bu çocuklar terk edildikleri ailelerinden ayrıldıklarında asıl bir şansları oluyor.Yaşam göz kırpıyor bu minik yüreklere...

Evet dün kalp ile bir buluşmam oldu!

Kalben Derneği 'ne Destekleriniz için şimdiden teşekkürler...

http://kalben.org.tr/


9 Aralık 2017 Cumartesi

Yeni Yıl Hediyem : Derin Bağlar

Psikolog ve araştırmacı Arthur Aron'un aşağıdaki soru listesi ile internet üzerinden yaklaşık üç sene önce karşılaşmış derhal Türkçe'ye çevirmiştim. Yakın ve derin bağ kurma arzusunda olduğum dost sevgili kardeş ile bire bir de uygulama  fırsatım olmuştu. Kimi ile karşılıklı sohbet kimi ile mail üzerinden yazışma şeklinde.
Hatta bir adım ileri gidip 50 yıllık evli anne ve babam arasında moderatörlük yaparak bu oyunu oynamalarına , derin manada sohbet etmelerine vesile dahi olmuştum.Çok şaşırtıcı idi benim için onlardan aldığım yanıtlar. Sanırım tüm yaşamları boyunca ilk kez böylesine varlıkları ile temas etmişlerdi.
Bu satırları yazarken yetişkin çocuklarımızla dahi bu oyunu oynayabileceğimizi düşündüm. Hatta bazı  iş arkadaşlarımız ile bile!
Medyamıza yeni giren PSYCHOLOGIES dergisinin Aralık sayısında karşıma çıkınca bu sorular pek  sevindim.Gerçi kadın erkek ilişkileri özelinde paylaşmışlar bu soru listesini ve fakat orijinalindeki  bilgiye göre derin bağ kurmaya ve yakınlaşmaya hizmet ediyor bu sorular aslında. Ve son üç ilave soru orijinal metinde var idi. Dergi de göremedim!

Hiç bir şeye zaman olmayan bu koşturmacalı dünyada durup hem kendinize hem de sizin için değerli olan "insanlarınıza" bu özel zamanı ayırarak hem kendiniz ile hem de sevdikleriniz ile yeniden bağ kurabilmeniz için size yeni yıl hediyem olarak sunuyorum bu listeyi!
Dünyanın her neresinde iseniz skype üzerinden dahi bu oyunu oynayabilirsiniz sizin için değerli olan insanlarlarınızla...
Ve böyle insanlarınız var ise sıkı sarılın onlara...İlginizi özeninizi sevecenliğinizi anlayışınızı şefkatinizi ve de en önemlisi mevcudiyetinizi her koşulda fiziksel olarak yanlarında olamasanız dahi hissettirin. Bu mümkün biliyorsunuz. Sadece istemeniz yeter!
Zaman hızla geçiyor. Yarına ne olacağını kimse bilmiyor. İyisi mi siz yeni yılı bile beklemeden çağırın oyuna sohbete sevdiklerinizi bir an önce.
Deepak Chopra'nın dediği gibi "Aşk iki ruhun sohbet özlemidir." 
Çırılçıplak kabuksuz maskesiz sohbet edebildiğiniz insanlar sizin insanınızdır ve evet aşk vardır orada! 
2018 kendiniz ile ve sevdiklerinizle yakınlaştığınız derin bağlar kurduğunuz  yeniden aşk içinde olduğunuz bir yıl olsun...
Sevgiyle,

1. Tüm dünyadaki insanlar şeçenek olarak sunulsa (bir yakın,kaybettiğiniz biri veya bir ünlü)  kimi akşam yemeğine davet ederdin?
2. Şöhret sahibi olmak ister miydin? Ne şekilde şöhret sahibi olmak isterdin?
3. Telefon etmeden önce ne konuşacağını önceden prova eder misin? Niçin?
4. Senin için mükemmel bir gün nelerden oluşur?
5. En son ne zaman kendin için şarkı söyledin? Ya da başkası için? 
6. 90 yaşına kadar yaşayacak olsanız ve hayatınızın sonuna kadar 30 yaşınızın ya vücudunu yada aklını koruyabilecek olsanız hangisini seçerdiniz?
7. Nasıl öleceğine dair gizli bir his ya da kaygın var mı ?
8. Senin ve partnerin arasındaki ortak üç özelliği sayın.
9. Yaşamında en çok kime minnettar hissediyorsun?
10. Yetiştirilişin ile  ilgili bir şeyi değiştirmek istesen bu ne olurdu?
11. Dört dakikada partnerinize kısaca yaşam hikayenizi mümkün olabildiğince anlatın.
12. Yarın uyandığında bir kaliten ya da yeteneğin olsa idi bu ne olsun isterdin?
13. Eğer kristal küre sana kendin ve yaşamın ile ilgili gerçeği söylese, geleceği ya da benzeri bir şeyi, neyi bilmek isterdin?
14. Çok uzun zamandır yapmayı hayal ettiğin bir şey var mı? Neden yapmadın ?
15. Hayatının en muhteşem başarısı, yeteneğin,gerçekleştirdiğin şey nedir ?
16. Arkadaşlıkta en çok değer verdiğin şey nedir?
17. En değerli anın nedir?
18. En korkunç anın nedir?
19. Eğer bir yıl içinde aniden öleceğini bilsen, yaşamında  bir şey değiştirir miydin? Neden?
20. Arkadaşlık senin için ne anlam taşır?
 21. Aşk ve sevginin yaşamında nasıl bir rolü var ?
22. Partnerinizle ilgili olumlu beş özellik paylaşın.
23. Aileniz ne kadar yakın ve sıcaktı? Çocukluğunuzda diğer insanlara göre daha mutlu olduğunuzu mu hissediyorsunuz?
24. Annen ile ilişkin hakkında kendini nasıl hissediyorsun?
25. Her biriniz 3 gerçek “BİZ” i anlatır beyanda bulunun. Örneğin  "Biz bu odadayız  ve …hissediyoruz.”
26. Bu cümleyi tamamlayın. “…….. paylaşabileceğim birinin yaşamımda olmasını dilerdim."
27. Eğer partneriniz ile yakın arkadaş olacaksanız, neyi bilmesinin önemli olduğunu onunla paylaşın.Bu bir sır da olabilir.
28. Partnerinize onun ile ilgili nelerden  hoşlandığınızı söyleyin. Dürüst olun bu sefer, henüz tanıştığınız birine söylemeyeceğiniz şeyler söyleyin.
29. Yaşamınızda utanç duyduğunuz bir anı partnerinizle paylaşın.
30. En son birinin karşısında ne zaman ağladınız? Kendi kendinize ne zaman?
31. Partnerinize halihazırda onun hakkında hoşlandığınız bir şeyi söyleyin.
32. Şaka yapılamayacak kadar çok ciddi bir şey, nedir?
33. Hiç kimse ile iletişim kurma fırsatına sahip olamadan bu akşam ölüyor olsanız, kime ne söylememiş olmaktan ötürü pişmanlık duyarsınız? Neden halen söylemediniz?
34. Sahip olduğunuz her şeyi içeren evinizde yangın çıktığını düşünün. Sevdikleriniz ve ev hayvanlarını kurtardıktan sonra güvenli bir şekilde  tek bir şeyi daha kurtaracak zamanınız olsa, neyi kurtarırdınız? Neden?
35. Tüm ailenizin içinde kimin ölümü sizi çok rahatsız ederdi? Neden?
36. Özel bir problemi paylaşın ve partnerinizden öneri isteyin kendisi bu sorunu nasıl çözerdi ? Ayrıca, partnerinizin şeçtiğiniz problem ile ilgili duygularınıza yönelik geri bildirim yapmasını isteyin.
... birkaç alternatif ilave:
·         Eğer kısa süre sonra doğacak çocuğunuzun cinsiyet ya da görünüşünü seçme şansınız olsa bunu yapar mıydınız?
·         Ekstra zenginlikle ödüllendirileceğinizi  bilseniz,  bir yıl boyunca korkuç kabuslar görmeyi seçer miydiniz?
  • Başka şehire seyahat ettiğinizde, eşiniz ya da sevgiliniz heyecan verici bir yabancı ile bir gece geçirse, ve tekrardan buluşmayacakları ve hiçbir şekilde bu kazanın  öğrenilemeyeceği varsayımı ile, yine de partnerinizin bunu size anlatmasını  ister miydiniz?

Not : Çeviri tamamen freetranslate olarak tarafımca yapılmıştır. Sürç ü lisan etti isek af ola!


18 Mart 2017 Cumartesi

Kadınlar Ağaç Gibidir / Women are like trees




KADINLAR AĞAÇ GİBİDİR
Kadınlar ağaç gibidir
Ruhun toprağında kök salmış
Kadınlığın gömülü gövdeleri
Gölgesine doğru uzanarak
Rahmimizi dolduran ışığın.
Evet, kadınlar ağaç gibidir
Dünya'nın derinlerine doğru büyüyen
Yaşama Kaynak Olan
Uzanan eğilimlerden
Yer altında
Kız kardeşin köklerini hissediyorum
Sarılmak için.
Evet, kadınlar ağaç gibidir
Öz suyu damarlarımızda akıyor
Yukarıya ve dışa doğru sürünerek
Kabul ettiğimiz her şeye.
Esintide güçlü ve asil ve nazik
Genişliyor ve büyüyoruz
Her mevsim ve ayın evresi ile.
Evet, kadınlar ağaç gibidir
Yapraklardan gölgemiz
Işığı algılar
Yaşam ve ruh için gerekli olan
Fırtınalar yoluyla ortaya çıkmak için
Cennete ulaştığımızda
Hayallerimizi aşağı çekmek için.
Evet, kadınlar ağaç gibidir
Tek başına biz görkemli ve gizemliyiz
Birlikte iken ormanıyız
Vahşi Dişilin
Evet, kadınlar ağaç gibidir.
~ Edveeje Fairchild

Sayfamı takip edebilirsiniz...

WOMEN ARE LIKE TREES

Women are like trees
Rooted in the soil of soul
Embodied trunks of womanhood
Stretching toward the canopy
Of light that fills our wombs.
Yes, women are like trees
Growing deep into the Earth
Sourcing life
From tendrils reaching out
Below ground
Feeling for sister roots
To wrap around.
Yes, women are like trees
Sap flowing through our veins
Surging upward and outward
To all we embrace.
Strong and noble and gentle in the breeze
We expand and grow taller
With every season and moon phase.
Yes, women are like trees
Our canopy of leaves
Senses the light
Required for life and spirit
To emerge through the storms
As we reach heavenward
To pull down our dreams.
Yes, women are like trees
Alone we are majestic and mysterious
Together we are a forest
Of the Wild Feminine.
Yes, women are like trees.
~ Edveeje Fairchild

You can follow my page...







x






11 Mart 2017 Cumartesi

Hayatın Anlamı: İkiagi'mizi Bulma Yolculuğu (*)

Yaşama sebebi veya tutkusu olarak çevirisi yapılan ikigai kelimesini Japonlar “sabah uyandığınızda sizi yataktan çıkaran şey” diye çeviriyor. 



Japonca kökenli bu kelimeyi biraz araştırdığınızda “iki”; yaşam, hayat anlamına gelirken, “gai” ise etki, sebep, yarar anlamına geliyor. Bu iki küçük kelimenin yan yana gelmesinden ortaya “yaşama sebebi” diye derin bir anlam çıkıyor.”


İsmini aldığı otantik yerleşim Tokyo'nun 800 mil güneyinde Okinawa takım adaları (tam 161 tane) en uzun sağlıklı yaşam beklentisine sahip insan nüfusunu barındırıyor.
Bitkisel ağırlıklı besleniyorlar ve ortalama yüz sene üzerinde yaşıyorlar. Ne yediklerinden ziyade daha da önemli olanı nasıl yedikleri. Fazla yememek için farklı yöntemler geliştirmişler, küçük tabaklar kullanma, yemeği masada değil de tezgahta servis etme gibi.
Uzun ve sağlıklı yaşam beklentisinde dünya birincisi olan bu insanların hayatlarında daha da önemli olan bir fark da emeklilik anlamına gelen herhangi bir kelimelerinin mevcut olmaması, aksine hayatlarına anlam ve enerji katan “İkigai” kelimesi var.
Japonlara göre her bir bireyin farklı bir ikigai’si var. Bunu bulması için bireyin uzun ve derin bir iç yolculuğa çıkması gerekiyor. İçe doğru hem de bireyin kendisinden doğru bir yolculuk sandığınızdan daha zorlu olsa da bu anlamlı yolculuğun sonunda bir ışık var.
İşte yolun sonunda o ışığa ulaştığımızda varoluş sebebimizi, yaşam gayemizi, nasıl bir insan olduğumuzu veya aslında kim olmadığımızı, yani kendimize özgü “ikigai”mizi bulacağız. Bulduktan sonra da yaşama daha güçlü sarılıyor, enerjimizi daha bir yukarılara çıkarıyor olacağız.
“İkigai”mizi bulma yolculuğuna çıktığımızda bize bu dört element aslında birbirinden anlamlı dört farklı soru rehberlik edecek:
  • Neyi seviyorum? (Tutkumuz)
  • Dünyanın neye ihtiyacı var? (Misyonunuz)
  • İyi olduğum şeyler neler? (Ustalıklarımız)
  • Neyden ötürü ücret alıyorum? (Uğraşlarımız)
Bu dört farklı sorunun ardından yanıtlarımızın kesişim noktası ise bizim ikigai’mizi, yaşam gayemizi çok sade ve bir o kadar güçlü bir şekilde anlatıyor.

Hayatın asıl anlamı yani sır da tam burada :

Gayemizin, iyi yaşamak adına bize anlattıklarının adını koyup hakkını daha çok verebilmek.
Hayattaki duruşumuz ve yaptıklarımızla, yakın veya uzak fark etmez, çevremize bir fayda sağlıyorsak gerçekten bir “ikigai”miz yani yaşama dair bir tutkumuz var demektir. Böylesine bir yaşam gayesini, yaşadıklarımızdan daha çok keyif alma ve yaşamımıza daha çok anlam katma olarak da tanımlayabiliriz.
Yaşamımızı mutlu olmak, güçlü olmak ya da başarılı olmak temeline oturtmuş olabiliriz. Anlamlı bir hayatımızın olması ise bunların her birinden ve hepsinden çok daha güçlü bir tutku katıyor yaşamdaki adımlarımıza. Gayesi güçlü olanların niyetleri de güçlüdür, sırf bu yüzden de eylemleri bir o kadar olumluya dönüşür.
İç veya dış parazitlerle uğraşmayıp, iyi yaşamaya odaklanmanın en önemli adımlarından birisi yaşama gayemizi yani “İkigai”mizi bıkmadan usanmadan düşünmektir. Bulması ne kadar zor olursa olsun yaşatması, bize değer katması o kadar güçlü olacaktır.
İyi yaşamanın birçok sırrı mevcut, en önemli tılsımı ise yarınları beklemek değil, bugün güçlü yaşam tutkusu ile var olmaya devam etmektir. Böylesine bir varoluş ise hayallerimizi gerçekleştirmek yolculuğunda bize çok daha fazla cesaret ve güç verecektir.

*İndigo Dergisi'nden Alıntıdır

AŞK / LOVE

"Özünde aşk,ruh arayışıdır ve sohbet özlemidir."

"At its core, love is a search for soul, and longing for conversation."

Deepak Chopra







Sayfamı takip edebilirsiniz...
https://www.facebook.com/fundaerdemir17/?ref=bookmarks

19 Şubat 2017 Pazar

1 Hayat 2 Hikaye

Şu sıralar elimden düşürmediğim bir kitap var.

Savaşçı Tanrıça'nın Yolu!



Orijinal ismi Savaşçı Tanrıça Eğitimi ki kitapta 10 ders şeklinde aktarıyor yazar rehberliğini.

Derin dişilik ile ilgili şamanik uygulamalara da yer verilen özel bir kitap gerçekten.

Kitapta beni etkileyen en önemli mesajlardan biri yaşam hikayemizi yeniden yazmak ile ilgili idi.

Evet evet yanlış okumadınız!

Yazar çocukluğu sırasında ailesi ile yirmiye yakın ülke gezmiş. Her iki sene de bir taşınmışlar başka bir ülkeye. Tam alışıp arkadaş çevresi kurduğunda hop başka bir yere. Uzun yıllar bağ kuramama kök salamama ve bir çok yaşamsal zorlukları hep bu duruma bağlamış. Yeni birisi ile tanıştığında çocukluğunda nasıl da zor günler geçirdiğini  bir türlü normal bir çocukluk yaşıyamadığını başına gelen tüm problemlerin nerede ise tek sorumlusunun sürekli seyahat eden ailesi olduğunu anlatıp durmuş yıllarca...

Sonra bu davranışı ile kurban ve mağduru oynadığını anlamış! Yani tekrar tekrar bu hikayeye sarılıp kendisi sürekli güçsüzleştirdiğinin. Ve yaşantısına farklı bir açıdan bakıp kendini iyi hissettiren enerjisini yükselten farklı bir hikaye yazmayı seçiyor.

Yeni hikayesinde serüven dolu , gezgin bir ailenin parçası olarak zengin kültürel deneyim ve birikime sahip olduğu bir çocukluk yer alıyor...

Biraz daha anlaşılır kılmak için hikayemizin nasıl yaşamlarımızı  etkilediğine dair başka bir örnek vereceğim şimdi.

Minik kız inanılmaz düşük kilo ile doğmuştu. Annesi onu görür görmek "Yaşamaz bu ölür" demiş. Bunu daha sonra annesi anlatmış elbette ve fakat döllendiğimiz andan itibaren tüm olan herşeyi tıpkı birebir yaşamışız gibi kayıt altına aldığından bilinçaltımız bir boyutu ile zaten bu olayı biliyordu küçük kız. Ve aslında hikayelerimiz duygulardan oluşuyor. O anda annesinin onu istemediğine red ettiğine ona yük olduğuna  ondan  kurtulmak istediğine ve hatta  sıkılıp terk edip kaçıp gideceğine hükmetmiş inanmış. Elbette bunu bilemezdi bilinçli idrakı ile. Orta yaşlarına geldiğinde yaptığı çalışmalarda su yüzüne çıkarabilmiş  bu algısını. Böyle bir algı sonucu ikili  ilişkilerinde sağlıklı bağ kuramamış. Ona aşık olan hatta onunla evlenen erkeğe bile güvenememiş inanamamış bir türlü. Eşinin onu bir gün  istemiyeceği red edeceği  ona yük olacağı eşinin ondan  kurtulmak isteyeceği  ve hatta  sıkılıp terk edeceği endişesi ile farkında olmadan bu yoğun duyguyu taşımış içinde. Tıpkı annesi ile gibi. Ve üstelik hiç bir veri yokken bunun ile ilgili.  Ve elbette böylesi bir acı yaşamaktan ise belki de aşkı ilişkiyi korumak adına eşinden önce kendisi kaçmış terk etmiş erkeğini...Oyuncular değişse de hikaye giriş gelişme sonuç hep aynı olmuş! Ne zaman ki annesinin bu cümleyi kurarken sadece kendini yetersiz hissedebileceği son derece bebeği için endişe duymuş olabileceği panilemiş bir genç anne olabileceği şeklinde hikayesini yeniden yazdığında daha sağlıklı güvene sevgiye dayalı kalpten bir ilişkiye yaşamında yer açabilmiş.

Kitabın yazarı Heatherash Amara 'dan bu tüm yaşamsal blokajları çözen insanı özgürleştiren çok önemli bir rehberlik idi gerçekten!

Tam da o sırada 11 yaşındaki oğlum bir gece Pi'nin Yaşamı filmini izlemek istedi. Sanırım 3. veya 4. izleyişim filmi...Oğullarımın babası Hintli bir müzik üstadı ve 2014 yılında Hindistan'ı yaşatabilme şansım olmuştu oğullarıma. Kim bilir belki de babasını özlemiş idi minik oğlum?



Enteresan bir şekilde farklı manalar çıkardım filmden bu sefer. Hani aynı kitabı farklı zamanlarda okuduğunuzda farklı anlamlar bulursunuz ya. Zira siz değişmişsinizdir. Tıpkı öyle bir şey idi hissettiğim.

Filmin sonunda sigorta şirketi yetkilileri Pi'nin anlattığı sözde çılgınca olan hikayeye inanmayıp ısrarla gerçek hikayeyi duymak istiyorlardı. Pi de bir an önce kurtulmak için bambaşka bir hikaye anlatmıştı hatırlarsanız. Botta mahsur kaldığı hayvanları gemideki insanlar olarak aktarmıştı. İnsan yemek durumunda kalmışilardı vs vs...Gayet sıradan ve renksiz sıkıcı bir hikaye idi anlattığı. Sigortacılar bu hikayeye istinaden dosyayı kapatmışlardı. Pi'nin hikayesini yazmak isteyen genç yazar Pi'ye sormuştu. Hangi hikaye gerçek diye? Pi de "Sence hangisini Tanrı seçerdi?" şeklinde yanıtlamıştı. Gerçek hikaye  en inanılmaz mucizevi muhteşem renkli olan hikaye idi elbette!

Tam da bu noktada ruhsal körlük kavramı aklıma geldi.

Çoğumuz  sınırlı idrakımız ile yaşamlarımıza bakıyor ve ayrılık/korku bilincinden son derece sıkıcı ve anlamsız gözüken hikayeler yazıyoruz muhtemelen.

Ancak bütünün idrakı ve birlik/sevgi bilinci ile Tanrı'nın gözleri ile bakıldığında her birimizin yaşamı muhteşem zenginlik ve anlam içinde olan yaşamlar...

Sadece kendimize ve yaşamımıza kalbin gözü ile bakabilme becerisi ile ilgili her şey!

Sadece  nereden baktığımız  ve ne görmek istediğimiz ile ilgili herşey!

Yaşamın Tanrı'nın bizim için çok daha iyi bir hikayesi olduğuna inanıyorum.

Ve biz yaşama Tanrı'ya teslim olduğumuzda yaşamımız bu muhteşem hikayeye dönüşecek.

Yaşam hikayenize  Tanrı'nın gözü ile bakmaya ve yeniden yazmaya  hazır mısınız?

Sevgiyle


Sayfamı takip edebilirsiniz...
https://www.facebook.com/fundaerdemir17/?ref=bookmarks




x



Referanduma Doğru



“Evet-Hayır referandumu toplumu iyice bölmeye, iyice kutuplaştırmaya devam ediyor. Ortam son derece gerginleşiyor. “Ya evet çıkarsa geleceğimiz ne olacak?” endişesindeki hayırcılar bir yandan yükleniyor, “Ya hayır çıkarsa Allah korusun ilk kez yenilgi alırız” korkusundaki evetçiler bir yandan."
Fazıl Say'ın 3 sorusu var...
"Kazananı kim olacak belirsiz, başa baş. Ama kaybedenin birbirinden uzaklaşan Türk toplumu olduğu iyice kesinleşti. İyi niyetli, halkını düşünen bir siyasetin bunu bu topluma yapmaması gerekirdi. Dost olamadıktan, mutlu olamadıktan sonra sistem değişmiş, daha iyi olan ne? Bir de üstüne bir AKP’linin “evet çıkmazsa iç savaş çıkar” açıklaması eklendi. Tedirginlik iyice arttı.
‘Evet’çilerde anlamadığım 3 konu var.
Soralım, belki cevap buluruz.
1- “Başkanlık sistemi” dediğiniz şeyin Recep Tayyip Erdoğan olmadan da destekçisi olur muydunuz? Tek adam, tek sistem konusunu tek isime bağdaştırdınız ve bu da tüm demokratik şartları zorlamıyor mu?
2- Sistemin getirdiği hukuksuzlukların hepsi bir yana, tüm maddeleri okudunuz mu? Mesela milletvekilliği yaşının 18’e inmesi gibi gereksiz bir konuyu biliyor muydunuz? Daha üniversite okumamış, askere gitmemiş, aşk yaşamamış, dünyayı anlamamış bir yaşta , filmlere +18 uyarısının getirildiği bir sembolde, siz gerçekten samimi misiniz 18 yaşında birinin milletin vekili olması konusunda? Yoksa bu konu “önemsiz”mi? Önemsiz ise ne diye referanduma gidiliyor?
3- Sistemin dayattığı en enteresan konu bu sisteme destek veren MHP’nin kendini eritmek istemesi. Yani öyle ki sanki siyasetten vazgeçip AKP’ye katılıyorlar, sadece Erdoğan’ın istediği bir sistemi destekleyerek… Bunu mu istiyordu MHP seçmeni? Hayli şaşırtıcı.
Bu ülkede yaşanan hukuksuzluklar zaten ürkünç boyutlara geldi. Hiç bir suçu olmayan müzisyen dostlarımızın kamudan ihraçlarını geçtiğimiz haftalarda burada anlatmaya çalıştık. Bu toplum daha fazla bölünmemeli. “Senin başörtün benim şapkam”, “senin 15 Temmuzun benim Gezi Parkım” tartışmalarının nereye varacağı da belirsiz olur. Şu toplum artık kavga etmese. Artık dost olsa.”
Fazıl Say

12 Şubat 2017 Pazar

Zor Zamanlarda Var Olmak

Tüm dünyada ve ülkede yaşanan çok boyutlu olaylar durumlar hepimizi zorluyor. Gerçekten özel zamanlar bunlar...

Genetik olarak aktarım aldığımız ya da bireysel yaşamımızda yüklendiğimiz tüm travmalar yaralar korkular utanç suçluluk her türlü olumsuz duygular tetiklendi sanki...Omuzlarımızda ağır yük hissediyor olabiliriz.

Yıllardır bu yüklerini hafifletip içsel özgürlüğünü tesis etmeye çalışan çoğu kişi için belki daha yönetilebilir bir süreç ve fakat gerçek o ki sıkı bir şekilde savruluyoruz bir santfrüj (merkez kaç)  etkisi yaratan bu kaos içinde sanki...Kaosun merkezine gözüne yaklaştıkça da artıyor bu merkez kaç kuvveti...



Kim bilir belki de schumann rezonansının artması ilede ilgilidir bu hissettiklerimiz ?

Her şey çok hızlı ve yetişemiyorsunuz değil mi hiç bir şeye? Dikkatinizin zayıf ve yorgun olduğunu hissediyor olabilirsiniz hatta.

İçimizde yeni dünyaya yeni bize hizmet etmeyen bizi en yüksek versiyonumuza taşıyamıyacak olan herşeyi savrulup atacak içimizden bu süreç bence...Yaşamın varoluşun evrenin ve diğer bir deyişle Ruh'un titreşimleri artıyordur belki de?

Şimdi kontrolü bırakma zamanı...

Şimdi yaşama teslim olma zamanı...

Şimdi olmakta olana kabul verme zamanı...

Şimdi yaşama açılma zamanı...

Şimdi yaşam ile tüm varoluşla BİR olma zamanı...

İşte tam bu noktada merkezlenmenin bir diğer anlamda da  topraklanmanın son derece önemli olduğunu hissediyorum.

Merkezlenmek topraklanmak denilince de aklıma hep beden ile daha derinden temas geliyor...Beden ve zihnin uyumlanması ya da...

İşte benim listem!

Doğada olmak, tüm network bağlarından uzak sadece kendinizle doğada zaman geçirmek, ayakları toprağa koymak, denize sokmak, ağaca sarılmak, toprağa uzanmak...Sadece izlemek..Tıpki bir ağaç gibi sadece o anda orada olmak!

Yürümek yürümek yürümek...Sessizlik içinde saatlerce! Mümkün ise deniz kenarı ya da ormanda...

Şarkı söylemek, yolda yürürken otobüs beklerken ev işi yaparken mırıldanmak en azından, fırsat bulduğumuzda da avazımız çıktığı kadar güçlü bağıra bağıra şarkı söylemek (uzun araba yolculukları bire birdir bunun için)

Dans etmek , çıplak dans etmek evimizde, hatta aynanın karşısında seyredebiliriz çıplak bedenimizi ve izin verelim  ritim ile uyumu yakalasın bedenimiz, kontrolü bırakalım çılgınca vahşice dans edelim,

Sevişmek , bol bol sevişelim, sevgi ile açalım varlığımızı sevgiliye, sevgili ile topraklanalım,

Resim yapmak (parmaklarınızı ellerinizi bedeninizi fırça olarak kullanabilirsiniz), içimizden geldiği gibi renklerle dans edelim bırakalım kuralları bir kenara,

Enstrüman çalmak, eğer bir enstrüman yok ise hala yaşamınızda  işte tam zamanı, alalım  başımızı parklara gidelim deniz kenarlarına  gidelim enstrümanımızla,

Yüzmek, koşmak, yoga yapmak,pilates yapmak, bahçe ile uğraşmak, ev temizliği yapmak, yemek pişirmek, örgü örmek, dikiş dilmek, yazmak günlük tutmak, seramik yapmak, nefes seansları yapmak, yolculuk yapmak yeni yerler görmek yeni insanlar ile tanışmak...

Bedenimizle yapabileceğiniz her şeyi bolca her fırsatta yapmak..

Bedenimiz tüm duyularımızın aracı olsun!

Yaşama sevgiye teslim olduğumuzda cap canlı bir varoluş bizi bekliyor olacak!

Yaşamın bizim için çok daha iyi bir hikayesi olduğunu biliyorum!

Sevgiyle,












x





28 Ocak 2017 Cumartesi

Referandum İçin Doğru Soruları Sormak

Geçenlerde bir arkadaşım sosyal medyada "Seni güçlendirmeyen şey öldürür" şeklinde bir paylaşım yapmıştı.

Bir an aklıma geldi Debbie Ford'un Doğru Sorular kitabı...İnanın benim yaşamımı kurtarmıştır bu sorular. Ölümden döndüm diyebilirim!



Ve elbette toplumsal anlamda gündemimizdeki  konumuz  referandum geliverdi aklıma.

Sanırım her birimiz bu soruları samimiyetle kendimize sormalıyız. Önümüzde gerçekten  yaşamsal bir seçim var!

Debbie Ford dünyaca ünlü yaşam koçu, yazar,eğitmen ve konuşmacıdır. Işığı Arayanların Karanlık Yanı, Neden İyi İnsanlar Kötü Şeyler Yapar isimli kitapları Türkçe'ye de çevrilmiştir.

İşte kitaptan alıntı yaptığım bölüm.

"Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar,düşüncelerinizi berraklaştıracak ve en iyi,en doğru seçimi yapmanız için sizi destekleyecektir. Soruların basitliğine aldanmayın.İnanılmaz derecede güçlüdürler ve her durumda her karar noktasında kullanılabilirler.İşte doğru sorular:

1) Bu seçimim, beni ilham verici bir geleceğe mi götürecek yoksa geçmişe saplanıp kalmama mı neden olacak?

2) Bu seçimim yaşamıma güç mü katacak yoksa yaşam enerjimi mi çalacak?

3) Bu durumu büyümek ve gelişmek için bir katalizör olarak mı yoksa kendimi yıpratmak için mi kullanacağım?

4) Bu seçimim beni güçlendirecek mi yoksa güçsüz mü bırakacak?

5) Bu inançtan mı yoksa korkudan mı kaynaklanan bir seçim?

6) Bu seçimi kendimi sevdiğimden mi yoksa kendimi sabote etmek için mi yapıyorum?

7) Kendim için mi yaşıyorum yoksa bir başkasını mı mutlu etmeye çalışıyorum?

8) Neyin doğru olduğuna mı yoksa neyin yanlış olduğuna mı bakıyorum?

9) Bu seçimim beni uzun süreli olarak mı tatmin edecek yoksa kısa süreli olarak mı?

10) Tanrısal olan  özbenliğimin mi yoksa insanı boyutum olan egomun yönlendirmesiyle mi seçimlerimi yapıyorum?"

Bu soruların toplum olarak bizleri ışığa barışa birliğe taşıması dileğimle...

Sevgiyle,









x





11 Ocak 2017 Çarşamba

Dünyayı Değiştirmek İstiyorsan 2

Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev, gerçekten sev.
Senin ruhunu çağıran bir kadın bul, seni idare eden değil
Kontrol listeni bir kenara at, kulağını kalbine koy ve onu dinle…
Yaşayan her varlığın adını, dualarını, şarkılarını duy,
Her kanat çırpanın, telaş içinde yüzenlerin, yeraltındakilerin, sualtındakilerin, her yeşilin, çiçek açanın, henüz doğmamış olanın, ölmekte olanın…
Onların onlara hayat veren Bir’e hüzünlü övgülerini işit,


Eğer adını henüz duymadıysan, yeterince dinlememişsin demektir.
Eğer hala gözlerinde yaşlar yoksa, eğer hala onun ayaklarına eğilmemişsin, neredeyse onu kaybetmişsin demektir.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev, kendinin ötesinde sev. Arzunun ve mantığın ötesinde, senin gençlik, güzellik, ve çeşitlilik gibi bütün yapay özgürlük gündemlerinin ötesinde sev.
Bize çok sayıda seçenek verildi
Ama biz bir Ruhun ateşinin ortasında durup, oradan ışıyan gerçek özgürlükte aşka direnmeyi yakıp kül etmeyi unuttuk.
Bir tane tanrıça var
Ona bak onu gör.
Bak bakalım o mu baltayı başına vuracak olan.
Eğer değilse yürü, hemen…
Boşa zaman harcama.
Bil ki kararının onunla bir ilgisi yok.
Çünkü nihai olarak kim olduğu ile değil ne zaman teslimiyeti seçeğimizle ilgili..
 Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
Onu ölüm korkusunun ötesinde sev
Onu içindeki anne tarafından manipüle edilme korkunun ötesinde sev.
Ona onun için öleceğini söyle
Onunla birlikte yaşayabileceğini söyle.
Onunla birlikte ağaçlar dik ve onların büyümesini seyret.
Onun incinebilir güzelliğinde onun ne kadar güzel olduğunu söyle ve onun kahramanı ol.
Ona hatırlat, o senin adanman ve hayranlığınla o senin tanrıçan.
 Dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev.
Bütün yüzleriyle, bütün mevsimlerde
O seni şifalandıracak senin şizofrenini
ikili zihnini, yarım kalbini
O şizofreni ki senin ruhunla bedenini ayırır
Seni daima dışarıya bakar kılar, kendinden başka bir şeyi aramak için
Böylelikle yaşamı değerli kılmak için
Her zaman bir başka kadın olacak
Sonunda o parlak olan da eski mat olana dönüşecek
Ve sen yeniden huzursuz olacaksın
Arabalar gibi kadınlar değişik tokuş edilemez
Tanrıça, arzunun en son objesidir, satılamaz.
Erkeğin daha çok seçime ihtiyacı yok
Erkeğin ihtiyacı kadın, dişil, sabırlı, şefmatli, aramayan yapmayan, bir yerde nefes alan, köklere inen, birlikte yeryüzünü sarabileceğiniz kadar kuvvetli.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir kadını sev, yalnızca bir kadını.
O kutsal bir kase gibi sev ve koru onu
Bütün insanlık için duyduğu terk edilme korkularını sev.
Onun yaraları sadece onun yaraları değil,
Onun bağımlılığı zayıflık değil
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan bir kadını sev
O sana inanana kadar sev. O zaman içgüdüleri, sanatı, sesi, vizyonları, tutkusu, vahşiliği ona tekrar döner
O aşkın gücüdür, bütün politik medya şeytanlarının yok etmeye ve değerini düşürmeye çalıştığı aşkın gücüne sahiptir. 
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan
Davalarını, silahlarını, iç savaşını bırak, öfkenden vazgeç, büyüklük sevdalarını aydınlanman için bırak…
Kutsal kase senin önünde duruyor…
Eğer onu kollarına alırsan bu yakınlıktan daha ötesini aramaktan vazgeç.
Ya huzur ve barış denilen şey bir kadının kalbiyle beraber tekrar hatırlanması gereken unutulmuş bir rüya ise?
Dünyayı değiştirmek istiyorsan bir kadını sev.
Gölgelerinin en derinliklerine kadar
Varlığının en yüksek noktalarına kadar
Onunla ilk karşılaştığın bahçeye git
Gökkuşağı ülkesinin kapısına
Birlikte tek bir ışık gibi yürüyerek
Dönüşü olmayan noktaya
Yeni bir yeryüzününün başlangıcına ve sonuna…


Sayfamı takip edebilirsiniz...
https://www.facebook.com/fundaerdemir17/?ref=bookmarks


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...