25 Ekim 2020 Pazar

Sıfır Atık Alışveriş Marketleri

Artık plastik ambalajlı ''gıda'' alışverişi yapmaktan vicdanı olarak çok rahatsız oluyorum. 

Uzun yıllardır  alışverişlerde cam  ya da kağıt ambalaj maddesi  tercih ediyorum. Sebze ve meyveyi de yerel pazar , gıda toplulukları ya da mahallemizdeki manavdan kendi alışveriş torbalarımızla yapıyorum.




Dışarıdan yemek konusunda da yine bir kaç senedir daha dikkatli davranıyoruz. Sevdiğimiz bir gıda ise yerine gidip yemeyi tercih ediyoruz ki ek ambalaj maddesi çöpü yaratmayalım.

Yoğurdu evde yapınca yoğurt ve ayran plastik atığı da çıkmıyor evden.

Plastik maddesinin doğaya verdiği zararın ötesinde cam kağıt dahi olsa her ambalaj maddesi aslında gezegenin eti kemiği canından üretiliyor.

Her türlü ambalaj maddesini azaltmak bireysel hedeflerimden şu sıralarda. 

Özetle mevcut durumum artık yeterli olmuyor ve daha neler yapabilirim diye düşünmeye başladım.

Kuzey Avrupa'da yeni tarz marketler kurulmuş. Saklama kaplarınızla gidiyorsunuz ve sıfır ambalaj alışverişi edip evinize geliyorsunuz. Et mi yoğurt mu süt mü hepsini kendi götürdüğünüz kaplarla satın alabiliyorsunuz. Maliyeti de daha ucuzdur eminim. Ambalaj malzemesinin maliyeti de az değil. 

Tüketim  ve israf toplumuna doğru ilk adımlardan biri de bireysel buzdolaplarımızın olması ile atıldı bence. Buzdolabı bulundu ekolojik yaşam tarzımız bozuldu gerçekten.

Sonra onlar büyüdü genişledi. Daha çok gıda alalım diye. Bunun sonucu daha çok ambalaj satın alımı, daha çok gıda israfı ve daha çok  enerji faturası oldu. Buzdolaplarımız büyüdükçe bu sarmalın içine  daha da çekildik.

Hele bir de o koca cipleri ile Km'lerce yol gidip o dev marketlerden aylık alışveriş yapıp eve gelen, sonra bir kaç buzdolabı derin dondurucuya o sözde gıdaları dolduran insanlar iklim krizinin en çok vicdan yükünü taşıyan insanlar bana göre. Çoğu da çöp oluyor gıdaların bir süre sonra.

Hindistan çok nüfuslu ve nüfusunun çoğu fakir olan bir ülke. İnsanların  çoğunun evinde buzdolabı yok. Günlük hatta öğünlük alışveriş yapılıyor ki çoğunlukla evin yakınındaki sokak satıcına yürüyerek ulaşılıyor, kendi bez torba ya da kaplarına alacaklarını alıyorlar. Ve gerçek ihtiyaçları kadar alışveriş yapıyorlar. Gıda israfı nerede ise sıfıra yakın.

Bu ülkelerden birine zengin ülke diyoruz diğerine fakir ülke.

Eski bir yöneticim az şeye ihtiyaç duymak asıl zenginliktir demişti.

Gezegene verdikleri zarar da dikkate alınarak sizce hangi ülke daha zengin ve de gelişmiş?

Bence yeni bir rating (derecelendirme) sistemi yaratılmalı.  Ülkeler gezegene verdikleri zarar ve/veya iklim krizine katkıları üzerinden derecelendirilmeli. Ben bir dünya vatandaşı olarak tercihlerimi buna göre yapabilmek isterim.

Elbette yerel üret yerel tüket asıl hedefimiz ki ekolojik ayak izimizi en azda tutabilelim. 

Yukarıdaki video sıfır atık alışverişi ile ilgili  prensipleri anlatıyor. Dahice bir fikir! 

Umarım her mahallede benzeri gıda marketleri kurulur bizim ülkemizde de en kısa sürede.

İyi pazarlar,







xxx

24 Ekim 2020 Cumartesi

John Dewey ve Türk Eğitim Sistemine Yönelik Raporu

John Dewey, aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikalı filozof ve eğitim kuramcısı. Charles Sanders Peirce ve William James'ın görüşlerinin bir sentezini yapmış olan Dewey, pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz kuramı olarak geliştirmiştir.



20. yüzyılın en büyük eğitim düşünürü olan John Dewey yapılandırmacı yaklaşımın öncülüğünü yapmıştır. Yaparak yaşayarak öğrenmeyi vurgulamıştır. Laboratuvar okulunu açmıştır. ‘Demokrasi ve Eğitim’, ‘Yaşantı ve Eğitim’ önemli eserlerindendir. Deneyim teorisi, eğitimin yanında psikoloji ve felsefe alanında da okunmakta ve tartışılmaktadır. Dewey'in görüşleri dış mekânda eğitim, yetişkin eğitimi ve deneyimsel terapiler gibi yenilikçi eğitim yaklaşımlarının tasarımını güçlü bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. John Dewey genel eğitim anlayışının aksine, çocuk tarafından başlatılan çocuğun deneyimlemesi, ilgileri üzerine temellenen ve anlamlı faaliyetlere entegre edilen eğitim programı fikrini öne sürer. Dewey’in eğitim ile ilgili görüşleri aşağıdaki şekildedir. 

- Eğitim, yaşam boyu süren bir eylemdir.

- Öğrenciler deneyimleyerek öğrenmelidir.

- Eğitimde çocuğun doğal yapısı, bireysel farklılıkları dikkate alınmalıdır.

- Eğitimin merkezi çocuk olmalıdır.

- İçerik çocukların ilgi ve yeteneklerine göre düzenlenmelidir.

- Bilgiler hazır sunulmamalı, ezberletilmemelidir.

- Çocukların keşfetmesine ve düşünmesine olanak tanınmalıdır.

- Elle deneyimlemeyi sağlayan fiziksel etkinlikler yanında zihinsel becerileri harekete geçirecek etkinlikler yapılmalıdır.

Atatürk, Dewey’ i Türk eğitim sistemi hakkında rapor hazırlamak için Türkiye’ye davet etmiştir. Daveti kabul eden Dewey 1924 yılında gerçekleştirdiği iki aylık bir ziyaret sonunda bir rapor sunmuştur. Rapor Dewey’in eğitim felsefesinin izlerini taşımakla beraber daha çok yeni kurulan bir sistemin temel eksikliklerini gidermeye yönelik pratik öneriler içermektedir. Dewy’in Türk eğitim sistemi için hazırlamış olduğu raporda yer alan başlıklar aşağıda verilmiştir 

- Çocuklara bağımsızlık ve demokrasi çerçevesinde eğitim verilmelidir.

- Çocuklarda özsaygı ve özgüveni pekiştirecek faaliyetler esas olmalıdır.

- Çocukların özgüvenini geliştirmek için onlara yapabilecekleri küçük sorumluluklar verilmelidir.

- Okullar bulunduğu mahallin ihtiyaçlarına göre çeşitlendirilmelidir. Örneğin, tarımla uğraşan bir köyde hangi tarım ürünleri daha çok yetiştirilebiliyorsa o ürünler üzerine mutlaka uygulamalı dersler olmalıdır.

- Üniversiteye devam etmek istemeyen öğrenciler için mutlaka teknik ve endüstri teknik meslek liseleri açılması lazımdır. Bu tip okulların mutlaka atölyeleri olmalıdır.

- Özellikle ilkokul ve ortaokul öğrencilerine el işi, sanat, spor ve oyun ağırlıklı dersler konulmalıdır.

- Okul binası ve eğitim materyalleri için mutlaka bir bütçe ayrılmalıdır.

- Öğretmen maaşları artırılmalıdır. Geçim derdine düşmüş bir öğretmenden asla istenilen verim alınamaz.

- Her öğretmenin kendi branşında uzmanlaşması sağlanmalıdır.

- Müdür ve müfettiş olmak isteyenler, özel eğitimlere tabi tutulmalıdır.

- Öğretmenlerin birbirleriyle bağını kuvvetlendirip bilgi alışverişinde bulunabilecekleri bir platform ya da kurul oluşturmakta çok fayda vardır.

- Seyyar ve gezici kütüphaneler kurulmalıdır.

- Bakanlık bünyesinde mutlaka bir tercüme birimi olmalıdır.

- Tüm bu çalışmalar ışığında yerli ve milli bir eğitim sistemi oluşturarak ülke geneline yayılmalıdır.


Bilmiyordum bugün öğrendim bu çalışmayı. Eğitim sistemimizdeki mevcut duruma bakınca ne çok anlam ifade etti bu rapor.

Paylaşmak ve buraya not düşmek istedim.

Büyük vizyoner,  çağın ötesini gören ulu önderimize bir kez daha hayran kaldım.

Sağlıkla ,







xxxx






 

21 Ekim 2020 Çarşamba

GÜNÜN SÖZÜ / WORD OF THE DAY

 ''Rotanı bir yıldıza sabitlersen; bütün fırtınalarda yolunu bulursun:'' Leonardo da Vinci









xxx



17 Ekim 2020 Cumartesi

Dünya Etik Gününde ''Aktif Felsefe''

 Bugün Dünya Etik Günü imiş. Aktif Felsefe sayesinde öğrendim bu özel günü.

Salgın günlerinde Aktif Felsefe'nin ve kardeş STK GEA Arama Kurtarma 'nın uzaktan genelde zoom üstünden haftalık webinar dizilerini izledim. 


Halen devam ediyor webinar etkinlikleri ve you tube üstünde de bir çok videoları var.

İki sene önce keşif etmiştim bu iki adresi aslında.

Anadolu Yakası'nda Üsküdar 'da Fıstıkağacı denilen bölgede yerleri. Ve bir çok şehirde aktifler.

Bir kaç kez salgın öncesi kendi yerleşkelerinde de seminerlere katılmıştım.

Linki paylaşıyorum buradan.  http://www.aktiffelsefe.org Tüm sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.

Uzaktan y ada kendi yaşadığınız şehirde iletişime geçebilirsiniz.

Gerçekten çok değerli bilgiler ediniyor ve düşünüyor insan. 

Özellikle karantina döneminde yaşadığımız o yalnızlık duyusu, korkular , stres ve  içe dönme halleri ile  baş etmeme çok destek oldular. Eminim bir çok takipçileri de benzeri duyguları taşıyordu.

Bugünün özelinde ''Konfüçyus ve İdeal Toplum''  isimli bir webinar vardı.

Ne kadar anlatsam yeterli olmaz muhteşemliğini.

Ne çok değerli bilgi, soru ve cevap ile dolu bir webinar oldu.

Daha bir cesaret daha bir umut doldum. Ruhunuzu yükseltiyor bu webinar dizileri.

Hayatın ne kadar da  muhteşem ve sihirli bir yer olduğunu hatırlıyorsunuz.

Ve hiç bir şey nedensiz değil.

Konfüçyus 'un hayatını felsefesini ve özellikle liderlikle ilgili değerlerini dinlerken aklıma Mustafa Kemal Atatürk geldi.

Gülmeyin çok ciddiyim.

Varsa eğer bireyin yeniden doğması reenkarnasyonu (çok farklı inanışlar var biliyorum) hani lafın gelişi deriz ya eski hayatında şu kişiymiş diye, kesin Konfüçyus 'ten onun ruhundan izler var Atatürk'te. 

Konfüçyus'un değerleri bakış açısı yaklaşımlarını dinledikçe bugün ülkede ve dünyada yaşadığımız kaos çok daha netleşti. Çıkış yolu belli! 

Filozof binlerce yıl önce anlatmış tane tane biz ''dünyalılar'' için.

Dedim ya çok etkilendim enerjim yükseldi bugün.

Sizi de  bu özel günde Aktif Felsefe ile tanıştırmak istedim.

Takibinize alın derim!

Sevgiyle,








xxx






10 Ekim 2020 Cumartesi

Geç Kalmış Bir Teşekkür

 2010 yılının sonbaharında oluşturuldu bu blog.

İlham kaynağım ise Julie & Julia filmi idi. Gerçek bir hayat hikayesini içeriyordu ki ben  çok etkilenmiştim. Julia Child Amerikalılara Fransız mutfağını sevdiren bir şef yazar TV programcısı idi. Filme konu olan kitabını 1961'de yayınlaşmış ilk kez. Ve de işte filmin başrol oyuncusunun kurduğu o  blog ile o tariflerin yeniden hayat verilmesine hayran olmuştum. Evet evet bir blog kurmak gerçekten de iyi fikir olabilirdi.


İlk önceleri kendi şiir ve öykülerimi aktardım İngilizce olarak. İlk zamanlar İngilizce yazıyordum. Sonradan Türkçe yazmaya başladım. Zaman içinde çeviri seçeneği de gayet başarılı çeviriler yapmaya başladığından dünyanın hemen hemen her yerinden görüntülenmeye başladı blog.

Adı önce ''Mavi Denizkızının Şarkıları' oldu. Daha sonra yolun yarısında ismi ''Vahşi Kadının Şarkıları 'oldu. Ve şimdilik ''Ufkun Ötesi'' ile devam ediyor yolculuğumuz. Benim içimdeki değişimlerin dışa yansımasıdır belki bu isim değişiklikleri. 

Bugün itibarıyle  103.222 görüntüleme almış blog. Bunun 38.300 'ü Türkiye, 19.300 'ü Rusya ve 14.300 'ü ise ABD' den. Sonra Ukrayna, Almanya; Fransa diye gidiyor bu liste. Singapur, Mısır, Vietnam, Brezilya, Suudi Arabistan gibi ülkeleri görünce ne çok seviniyorum anlatamam. Dünyanın her köşesinden izleniyor okunuyor  olmak...

Duygu ve düşüncelerinizle dünyanın her yerinde olmuş ya da insanlara dokunmuş gibi hissediyorum ki bu his muhteşem.

Ve işte tam 10 yıl sonra buradayım.

Kendi kendime 100.000 görüntülüme olunca bir teşekkür mesajı paylaşmaya söz vermiştim.

Biraz gecikmeli olsa da bugün bu teşekkürü iletmek istedim.

Bu zaman zarfında pek çok şey oldu hayatımda. Yeni işler, yeni şehirler, yeni insanlar, yeni dostlar, yeni ilişkiler, yeni hobiler, yeni meraklar...Çocuklar büyüdü, aile büyükleri göç etti başka maceralara. Minik dişi bir kedi annesi oldum. 

Geçen 10 yılı dolu dolu yaşadım diyebilirim. Acısı ile tatlısı ile.  Yaşamın döngüleri içinde yolumu alırken 50'li yaşlara adım attım.  Ve blog hep hayatımda yer aldı bir dost gibi. Usul usul yanımda yürüdü. Zaman zaman az oldu paylaşımlar. Bazen de aynı günde bir kaç paylaşım oldu. 

Yazmanın iyi geldiğini iyi hissettirdiğini söyleyebilirim. Çevremde paylaşacak deneyimi söylecek sözü ve bilgisi olan arkadaşlarıma da hep öneriyorum blog açmalarını bu nedenle. 

Kim bilir belki de bu diyarlardan gitmeden önce bir iz bırakma telaşıdır benimkisi ? Ağaçların her sonbahar kışa girerken tohumlarını etrafına saçması gibi tıpkı. Kıştır sonuçta gelmekte olan.

Paylaşımlarıma gelen en ilginç ve de motive edici  yorumu da  paylaşmak istiyorum sizinle.

Avatar filmi  ile ilgili bir paylaşımıma  yabancı bir takipçi  yapmıştı bu yorumu.

Paylaşımımda çeşitli formlarda (Avatar) bedenlenen Tanrı Vishnu' nun koruyucu fonksiyonunu ,  Avatar filmindeki mavi renkli Navi halkı üzerinden yerine getirdiğini yazmıştım. Hint çizimlerinde hep mavi renkle ifade edilir Vishnu  ya da Krishna  avatarları. İnsanlara doğanın gezegenin yaşamın koruyucusu olma sorumluluğunu hatırlatan bir mesajı vardı filmin de. 

Ve bu paylaşımı okuyan yabancı bir izleyicim Vishnu'nun Avatar 'ları ile ilgili bir tez yazdığını ve yazımdan oldukça ilham aldığını , çalışmasında da buna yer vereceğini yazmıştı.

Ne çok mutlu olmuştum. Benim bireysel motivasyon kaynağım  ve hatta mutlu olma nedenlerimden  biri de diğerlerine ilham vermek olduğundan, tavan yapmıştım mutluluktan  anlayacağınız.

Geri bildirimlerinizle  daha çok zenginleşiyor ve yazmak için cesaret motivasyon buluyorum.

İyi ki varsınız! Burada benimle bu alanı paylaştığınız için teşekkür ederim.

Bu arada bahsettiğim filmi havaların serinlemeye başladığı ve gökyüzünün gri ile dans ettiği bu günlerde öneririm.

Yazmaya nefes almaya gülümsemeye yola devam...

Sevgiyle








xxxx