27 Kasım 2020 Cuma

Çeroki Bilgeliği / Wisdom of Cherokee

''Beden aklı her şeyi ele geçirirse ruh aklı bir fındık büyüklüğünde küçülebilir ve ortadan kaybolabilir. Böyle bir durumda ruhunu tümüyle kaybedersin. Böylece ölü insan olursun. Ölü insanlar, ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler. İşte onlar yürüyen ölü insanlardır.’’

(Küçük Ağacın Eğitimi / Forrest Carter)


"If the body-mind takes over everything, the soul-mind can shrink to the size of a nut and disappear. In such a situation, you will completely lose your soul. So you become a dead person. When dead people look at the tree, they see nothing but timber and interest; they never see beauty. "Here they are the walking dead people."

(Education of Little Tree / Forrest Carter)







xxx

19 Kasım 2020 Perşembe

Apoletlerin Söküldüğü Mevsim

Nerden çıktı bu diyeceksiniz?

Büyük oğlum 20 yaşında ve geçenlerde küçük bir konu için destek aldık bir psikolojik danışmandan. Üç seans görüşme yeterli oldu çok şükür.


Beni ikinci seansta görmek istedi danışman.

''Siz çok fazla iyi arkadaşsınız. Biliyorum annelik, iş hayatı ve diğer apoletlerinizin söküldüğü döneme giriyorsunuz ve bu kolay değil. Ancak oğlunuzu serbest bırakmalısınız. Onun en iyi arkadaşı siz olmayın artık.'' gibilerinden bir şeyler söyledi.

İyi arkadaş olmamıza, onun artık kendi yoluna gidebilecek noktaya ermiş olmasına sevindim.

Diğer yandan bir adım geri durmak, annelik sıfatını bırakmak hatta en iyi arkadaş olarak dahi geri durma fikri ise hem  hüzünlendirdi hem telaşlandırdı.

Bir de sorumluluk anlamında biraz daha rahatladım hafifledim. Artık iki çocuklu bekar anne gibi değil tek çocuklu bekar anne gibi hissediyordum. Büyük oğlum adam olmuştu. Yetişkin olmuştu. Doğruları yanlışları ile artık kendi hayatını yaşamak üzere yuvadan uçacaktı.

Çok karmaşık ve yoğun duygular içine yuvarlandım önce.

Sonra ise aslında hayatın bu kısmında kendi yapmak istediklerim hayallerim için alan açılıyor olmasına sevindim desem yalan olmaz.

Malum kendi ihtiyaçlarını hep öteleyen diğerlerinin ihtiyaçlarının arkasına koyan biri olduğum için, bir ölçü de olsa kendime kendi ihtiyaçlarıma alan açabiliyor olacağım.

Yeniden sadece Funda olmak nasıl bir şeydi bunu hatırlamak...Sanki çoook uzun bir yolculuktan eve dönüş gibi bir duygu var içimde. Daha bir büyümüş, daha bir insan daha bir ben olarak. Müthiş bir yolculuktu bizimkisi...Her anı için şükran doluyum.

Üstelik oğlum istekli yuvadan uçmaya. Kendiliğinden süt emmeyi bırakmıştı 14 aylıkken. Hiç zorlanmamıştım. Alacağını aldığında ihtiyacı tamamlandığında bırakmıştı süt emmeyi beslenmeyi benden.

Şimdi hayattan beslenmesinin kendi hikayesini yazmasının  zamanı geldi. 

Varsın apoletlerim sökülsün.

Daha ışıltılı yeni apoletler takarım gerek duyarsam nasıl olsa?

Ya da apoletsiz yaşam belki de özgürlüğe giden yoldur.

Kim bilir?

Özgürlük derken de kafana estiği gibi yaşamak değil burada anlatmak istediğim.

Tam ve bütün olarak kendin olma ve kendini ifade edebilme cesareti. 







xxx





Ergen Kadınlar Ergen Erkekler

 Bugün çok içim dolu.

Yazasım var!


Kısa kısa bir kaç paylaşım yapacağım.

Bedenen büyüsek dahi duygusal olarak büyüyememiş olabiliyor kişi.

Fiziksel olarak 50 yaşında ve duygusal olarak 16 yaşında bir ergen erkek ya da  fiziksel olarak 50 yaşında ve duygusal olarak 16 yaşında bir kadın  ile mutlaka karşılaşmışsınızdır. 

Küçük oğlum 15 yaşında ve ergenliğin dibini yaşıyoruz şu sıralar.

Bencil doğal olarak. Karşıdakinin duygusu ile empati kurma konusunda hala çok yolu var. Kendi ihtiyaçları öncelikli ve hemen şimdi yerine gelmeli her istediği. Yoksa söylenmenin surat asmanın küsmenin hatta yer yer kırıcı bile olmanın haddi hesabı yok. Hep diğerleri suçlu hep kendisi haklı.  Sadece kendisi var. Dünya onun etrafında dönmeli. Sevgisi ben-cil henüz.

Tam da oğlum gibi ergen davranışları sergileyen bir erkek ya da kadın ile karşılaşmışsanız, benzeri deneyimler yaşamışsınızdır.

Bu insanlar ergen yanlarını ikili ilişkilerde ortaya çıkartıyor olabilir. İş hayatında yetişkin davranışlar sergiliyor olabilir örneğin. Ancak 'anne'' ya da ''baba'' arayışındaki ergen erkekler ya da kadınlar ikili ilişkide bir anda ergenleşebiliyor sanki.

Karşımız çıkan insanları tanımak için belki de tek çözüm iyi bir dinleyici olmak. Kendilerini hayatlarını anlattıklarında ne kadar yetişkin ne kadar ergen olduklarını ancak o şekilde anlayabileceğiz.

En güzeli iki yetişkin  ve de sen-cil sevebilenler arasındaki ilişki.

Ben-cil değil sencil sevebilenlerle karşılaştırsın hayat hepimizi.

İster arkadaş, ister sevgili, ister eş ne sıfatla olursa olsun...

Sevgiyle,








xxxx

Bir Başkadır Dizisinin İçimdeki Yansımaları

Diziyi bir solukta izledim. Aynı gün içinde!

İnsan denen canlının ne çok yüzü var.

Kimseleri kalıplara koyup kategorize etmemek gerektiğini bir kez daha anladım.

Toplumu uzlaştıran, birleştiren, insanların birbirini anlayıp saygı duyabilmesi için alan açmasını diliyorum bu dizinin.

Ve içimdeki yansımaları.

Aşağıda geçen ''kapalılık'' kavramından  tesettürü ima etmiyorum. Kalben ruhen kapalılık kapalı olmaktan bahsediyorum. Öncelikle bu notu düşmek istedim ki daha iyi kendimi ifade edebileyim.

Sevgi varsa güven varsa ''açığız''. Varlığımızı kalbimizi açıyoruz rahat nefesler alabiliyoruz.

Kendimizi güvende hissettiğimiz bir ortam ve çevre anlatmak istediğim.

Yaşam enerjisi, neşe içimizden dışarıya akıyor. Yumuşacık hafif neşe içinde bir varoluş ile havada uçar gibi yaşıyoruz.

Bolluk bereket sağlık huzur uyum hepsi açık olmamızla ilgili. 

Işığımızı saçıyoruz etrafa...

Korku varsa güvende hissetmiyorsak kapanıyoruz, bir duvar gibi oluyoruz. Katı ve ciddi!

Hatta kapalı olmayı güvende olmak olarak algılayabiliyoruz.

Çevremizde de kalben kapalı insanlar varsa kendimizi açabilmemiz ayrıca güçleşiyor. Hep duvarlara çarpıyoruz ve kapanmayı öğreniyoruz.

Kapalı olunca da  ne görülüyor ne duyuluyoruz

Gerçek varlığımızı kimseler göremiyor duyamıyor.

İçinde doğup büyüdüğüm coğrafyanın kadınlarının çoğunun kaderi malesef  ''kapalı olmak''.

Zira o neşeli cıvıl cıvıl hafif şakacı muzip dişil enerji ancak güven ortamında kendini ifade edebiliyor. Ortaya çıkıyor.

Malum bu yanımızı ifade edip gösterdiğimizde en hafifinden iş ortamı ya da sosyal çevrede sınırlarını bilemeyen iltifat etmek ile taciz etmenin farkını bilemeyen erkekler tarafından keyifimiz kaçırılıyor. 

Kadın kendini güvende hissettiğinde, onun varlığına saygı ile yaklaşıldığında ancak içindeki özü dışarıya yansıtabiliyor. Kalbi açılıyor varlığı açılıyor ve görülür oluyor.

Bu toplumdaki kadınların nerede ise yarısı başını kapatıyor  ki  örtü de sembolik bir ifade var burada dişiliği örtmek üzere bence. Diğer yarısının çoğu ise kalben ruhen yaralı ve kapalı. Tesettüre bile gerek yok görünürlüğünü kısıtlamak için!

Peki nedir derdi sistemin ya da ataerkil zihniyetin  şakacı neşeli zeki muzip dişil enerji ile ?

Korku.

Kontrolü kaybetmek, terk edilmek, sevilmemek, yetersiz hissetmek korkusu.

Hayatının alt üst olması belki de.

Oysa ki kim bilir belki de hayatının altı üstünden çok daha iyidir.

Hem erkek hem kadın için üstelik.

Yeryüzündeki tüm kadınların ve erkeklerin kalben açık olarak neşe içinde kahkahalar atarak birlikte çoşku ile el ele yaşadığı bir dünya hayal ediyorum.

Sadece sevgi ve güven duygusu içinde...

Çok mu şey istiyorum?







xxxx



8 Kasım 2020 Pazar

Kalpten Baba

Instagram hesabının adı bu Serkan'ın.

46 yaşında ve ülkemizde koruma altındaki bir çocuğu tek başına evlat edinen ilk erkek.


Yol açan ilham veren bir baba o.

Ayşe Arman ile yaptığı röportajı içinizi ısıtmak ruhunuzu yükseltmek için  paylaşmak istedim buradan.

Kendisi ile tanıştığım için de kendimi çok şanslı görüyorum.

Hayata insana dair umut oluyor varlığı.

İyi ki varsın güzel insan güzel baba! Pardon ''an-ba'' kendi deyimi ile :)

Sevgiyle,

https://www.armanayse.com/devlet-korumasindaki-bir-cocugu-evlat-edinen-ilk-bekar-erkek//

7 Kasım 2020 Cumartesi

Kuşlar Uçar Balıklar Yüzer Çocuklar Oyun Oynar

 ''Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar''  Bu söz çocuk merkezli  oyun terapisti  Garry Landreth 'ye ait.

Oyun gerçekten de çocuk için bir varoluş şekli. Ve beyni ''oyunlarla'' yapılanıyor çocukların.Sadece bir eğlence değil.

Oyun oynamayan çocukların ilerideki yıllarda bir çok yaşam becerisi özelinde yetersizlikler yaşadığı ve hatta saldırgan davranışlar sergilediği gözlemlenmiş.

Oyunların bir çok çeşidi var.  Özgür oyun olarak tanımlanan oyun, çocukların karar verme becerilerini geliştirmelerine, gruplar halinde çalışmayı öğrenmelerine, çatışmaları paylaşmalarına, çözmelerine ve kendilerini savunmalarına olanak tanır.

Oyun aynı zamanda çocuğun sesidir, nefesidir, isyanıdır.

İşte tam buna örnek bir çocukluk anımı paylaşmak istiyorum.

Yedi ya da sekiz yaşlarındaydım. Bostan içinde müstakil bir evimiz vardı. Evimize yakın bir toprak arazide de oğlanlar top oynar , hepimiz yakalamaç, elim sende gibi koşturmalı oyunlar oynardık. Toz olurdu ister istemez biraz ortalık. Bir gün oyun için araziye gittiğimizde kepçe ile arazide büyük delikler açıldığını görmüştük. Bu arazinin yakınında oturan gecekondu  sakinlerinden şüphelenilmişti. Belki tozdan belki de çocukların sesinden rahatsız olmuş olsa gerek kepçe ile arazide oyun oynamamızın kendilerince önüne geçmişlerdi.

Kim önerdi nasıl organize olduk bilmiyorum derhal organize olup bir oyun kurguladık. Hepimiz aşağı yukarı aynı yaşlardaydık. Evlerden leğen naylon poşet gibi eşyalar getirildi hemencecik. Toprak yığınlarının arkasına geçti bir kaç arkadaşımız. Biri manav biri bakkal olmuştu diye hatırlıyorum. Bizler de alışveriş için sıraya girmiştik. Bildiğiniz kuyruk olduk ''esnafın'' önünde. O yıllarda kuyruklar olurdu esnafın kapısında. Belki ondan etkilenmiştik. Velhasıl sırası gelen ''5 Kg domates istiyorum'' ya da ''2 Kg şeker istiyorum.''diyor, elindeki poşet yada leğene bakkal manavın doldurduğu toprağı alıp, koşa koşa gidip o meşhur deliklere boşaltıyordu.

Siz anladınız oyunu!

Ne kadar sürdü bilmiyorum bu oyun ama o gün batarken tüm delikler toprakla tekrar doldurulmuştu.

Ne çok eğlenmiştik üstelik. Her manav bakkal kuyruğunda yeni bir sipariş buluyorduk. Uçuk kaçık şeyler de istediğimiz oluyordu sanırım. Zira gülmekten kırıldığımızı hatırlıyorum.

Ya da gizli, muzip, isyankar, gerilla tarzı bir şeyler yaptığımızın farkındaydık ve bu müthiş enerjimizi yükseltmişti.

O gün tüm delikler toprakla kapatıldı ve arazimizi geri aldık.

Bir kaç hafta sonra çocuk parkı ilan edildi o arazi. Toprak arazi üstüne metalden ilk salıncak, kaydırak ve tahterevallimiz geldi. 

Ve şu anda halen çocuk parkı bu alan. Bir kaç sene önce doğup büyüdüğüm mahallemdeki bu parkta çocuklara yaz okulu etkinlikleri yaptım. Parkın hikayesini anlattım onlara da.

Oyun oynayarak geri almıştık oyun alanımızı. Bildiğimiz tek şey oyun oynamaktı o yıllarda. En iyi yaptığımız şeydi.

Oyunu yabana atmayın. Oyun sadece eğlence değildir çocuk için. .

Oyun politiktir. Oyun eylemdir. Oyun isyandır. Oyun nefestir. Oyun varoluştur. Oyun sestir.

Böylesi bir duruşu nasıl yapabildiğimiz üzerine çok düşünmüştüm.

Geçen yıl Green Teacher yayınlarından bir kitapta, doğada tek başına geçirilen serbest zamanın çocukta  çevreye dair etik kavramını pekiştirdiğini ve çevreye duyarlı çevre okuryazarı yetişinler olarak yetişmesinin önünü açtığını okumuştum.

Hepimiz o dönemlerde bahçelerde kendi başımıza kah bahçe ile uğraşır kah keşifler yapar oyunlar oynardık.

Bundan dolayı olsa gerek o gün çok hızlı bir şekilde organize olup, direnmiştik oyun alanımızı geri almak için. O nedenle gezegenin geleceği için, çocukların doğa ile bağının güçlü olmasını, doğada tek başına serbest zaman geçirmesini çok önemsiyorum. 

Oymasaray Parkının kuruluş hikayesi  kaybolmasın istediğimden buraya not düştüm.

Ve de tüm ebeveynlere önerim şudur ki ; ne yapın ne edin çocuklarınızın doğada tek başına serbest yapılandırılmamış (ebeveyn öğretmen katılımı olmayan oyun vs planlamadan) zaman geçirmesi için alan oluşturun. Elbette güvenliğini gözeterek. Her gün yarım saat, hafta sonları bir kaç saat ve tatillerde olabildiğince uzun zamanlar. Evinizin bahçesinde bir köşe, mahalle parkınızda ya da korulukta bir alan, deniz kıyısı ideal yerler. 

Bu arada bireysel günlüğüm ya da bireysel tarihim gibi oldu bu blog.

Hem çocuklarıma hem de yaşama küçük birer not gönderiyorum ''şimdi ve buradan''.

Şişede denize mesaj bırakmak gibi bir şey bu? Geleceğe not düşmek!

Kim bilir nerede ve ne zaman okuyacaklar bu yazımı ?

Sağlıkla kalın,





 xxx



6 Kasım 2020 Cuma

Seninle Bir Çift Güvercin Olmak Varmış

Üniversite yıllarında tanışmıştım sesi ve müziği ile.

Bugün üzücü haberini alınca ne çok üzüldüm. Ailemden birini kaybettim sanki. Ya da bir parçamı. Hatta ilk sevgilimi aşkımı kaybetmiş gibi hissettim. Gözümden yaş aktı.


Gençlik yıllarımızın sesi demiş biri sosyal medyada. Ne kadar doğru!

Sen Nerdesin, Ayrılanlar için, Kör Kuyular, İspanyol Meyhanesi, 1 Mayıs  daha nice nice eser.

Neşemizin, aşkımızın, acımızın, isyanımızın  ne çok duygumuzun sesi olmuş.

Ve özel bir anım da var Timur Selçuk ile.

Üniversite yıllarımda İTÜ Maçka kampüsünde bir konser vermişti.

Yıl sanırım '85 ya da '86. 

80 darbesi sonrası her yer sivil polis kaynıyor o zamanlar.

Konsere beyaz gömlek ve pantalon ile çıkmıştı her zamanki gibi.

Sahnede sadece piyanosu ve kendisi vardı. Konser başlamıştı ve bir kaç şarkı seslendirmişti ki  sanırım piyanonun arkasından sahnenin içinden yani adamın biri yürüdü diğer tarafa geçti. 

Şarkıyı seslendirirken yani.

Donduk kaldık o an. Hepimiz sivil polis diye düşünmüştük.

Derhal piyano çalmayı bıraktı. Bir saniye kan donduran bir sessizlik oldu.   Ve adama doğru dönüp ''Bir daha sakın yapma bunu:'' dedi Timur Selçuk.

Adam da mahçup başını sallayıp ''Peki'' gibilerinden  bir şeyler geveledi sanırım.

Çok şey öğrendik o an.

Ve dimdik oturduk koltuğumuzda başımız yukarda.

Işık içinde olsun güzel insan.

Bu akşam Timur Selçuk dinleyerek  uğurluyorum onu.

Bir sonraki hayatta görüşmek üzere...

Aşkla uğurlar ola,







xxx