12 Kasım 2025 Çarşamba

Zeytin Ağacının Bilgeliği

 Bu anlatacağım hikaye gerçek yaşanmış bir olaya ait.

Amacım ağaçların ''sadece'' gezegende yaşam için zorunluluk olan oksijeni üretmek, karbon yakalamak ya da aşırı sıcaklara karşı gezegeni soğutan fonsiyonlarının ötesinde, bilinci olan canlılar olarak algılanmasına aracılık etmek.


Bu paylaşım için hikayenin ana kahramanından izin aldım. 

Herşey geçen baharda 2017 yılından bu yana gönüllüsü olduğum ve çocuk atölyeleri yaptığım Ataşehir'deki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde katıldığım bir atölyede başladı.

Atölye bir yetişkin atölyesi idi ve biz gönüllüler de ayrıca davet edilmiştik.  Atölye bahçede tüm duyularımızla gezi yapmayı da sınıf içinde renkli kalemlerle çalışmayı da içeriyordu. Gerçekten çok keyifli ve ufuk açısı bir atölye idi.

Bahçe gezisi sırasında atölyeyi yapan eğitmenimiz bahçenin Ertuğrul Adası bölümünde yer alan yaşlı zeytin ağacına dokunmamızı istemişti.

    
Yaklaşık 500 yaşında olduğu söylenen bu zeytin ağacına onca senedir daha önce dokunduğumu hatırlamıyorum.  Bahçenin kurucusu sevgili Nihat Gökyiğit bu zeytini yıllar önce  yıpranmış,  nerede ise parçalanmış  bir şekilde bulmuş bir şantiye alanında. Bunun üzerine hemen ağacı bahçeye taşıtmış. O gün bu gün bahçede mutlu mesut yaşıyor yaşlı zeytin ağacı.

İşte ben yaşlı zeytine dokunduğum anda zihnimde şöyle bir cümle belirdi. '' Olga'ya   meditasyon yaptırmalıyım''

Olga benim resim öğretmenim ve tam da bu olayın geçtiği sırada,  bir kaç aydır resim atölyelerine katılıyor ve kara kalem dersi alıyordum. 

Ve 1993 yılından bu yana da  Kundalini Meditasyonu uyguluyorum. Hindistan'da bulunduğum yıllar boyunca bu uygulamayı pratik etmiş ve özellikle kanser hastalarına yönelik çok ciddi iyileşme / destek verdiğini  birinci elden gözlemlemiştim. 

Özetle yaşlı zeytine dokunduğumda öğretmenime Kundalini meditasyonu yaptırmam konusunda bir bilgi ya da yönlendirme/ rehberlik  almıştım. Öğretmenim daha önce kanser atlatmıştı ve kontrolleri yapılıyordu düzenli olarak. Evet destekleyici olabilirdi düzenli meditasyon gerçekten de.

İlk fırsatta Olga'yı  ziyaret ederek yaşadığım olayı anlattım. 

Olayın derinliğinin buraya kadar anlattığımın çok ötesinde bir yere varacağını tahmin bile edemezdim o ana kadar...

Olga  bir an durdu ve gözleri kocaman olarak ''Bu teyzemin zeytin ağacı''dedi. Teyzesinin  de resim öğretmeni olduğunu ve bir süre önce  vefat ettiğini biliyordum.

Fakat öğretmenimin teyzesi Şahsanem hanımın Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nin ilk bitki ressamlarından olduğunu ve dokunduğum yaşlı zeytin ağacı ile özel bir bağı olduğunu o an öğrendim.

Olga  hızlıca  içeriye gitti ve teyzesinin yaptığı zeytin  ağacının resmini getirdi.

''Bu mu bahsettiğin ağaç?'' diye sordu.

Ben emindim. O yaşta başka zeytin yoktu bahçede. Yine de ''Sorup teyid etmem gerekir.'' dedim.

Ve evet , bahçedeki arkadaşlara sorduğumda hepsi Olga'nın  teyzesi Şahsanem hanımı  tanıyordu  ve de zeytin ağacını teyid ettiler.

Bu olaydan çok etkilendim, etkilendik.

Yaşlı zeytin ağacı Olga'nın  teyzesi  Şahsanem hanım ile  özel bir bağ kurmuştu. Öğretmenim kanser atlatmıştı.  Ve  yaşlı zeytin ağacı ona  dokunduğumda, Olga'ya  iyi gelebilecek tekniği bilen bana, öğretmenim  Olga'ya  Kundalini meditasyonu yaptırmamı ''salık'' vermişti.

Zeytin ağacına dokunduğumda, ağaç,  öğretmenimin teyzesinin yeğeni ile temasta olduğumu, öğretmenimin kanser atlattığını, benim öğretmenime destek olabilecek  Kundalini meditasyonu yaptırdığımı biliyordu özetle. 

Şahsanem hanımın da maddi dünyadan ayrıldığını düşününce, hiç bir şeyin kaybolmadığına herşeyin enerji boyutunda varolmaya devam ettiğine, tüm varoluşun bizim sınırlı duyularımızın ötesinde iletişimde olduğuna ve sevdiklerimizin her nerede olursa olsun bizim iyiliğimiz için her vesile ve fırsatta bizlere destek olduğuna tanıklık etmek ruhuma çok iyi geldi.

Evet,  Olga'nın  teyzesi Şahsanem hanımın  ruhu  yaşlı zeytin ağacı aracılığı ile benimle  iletişim kurmuştum sanki. Bu düşünce bana Yıldızlar Arası filmini hatırlatmıştı. Boyutlar belki de iç içedir  ve fakat üç boyut dışındaki boyutlar bizim algımıza kapalıdır. Kim bilir belki de  ağaçlar bu boyutlarla bağ kurmamıza aracılık yapan boyut kapılarıdır?

Olga'ya   ağacı  teyid edince,  inanılmaz mutlu oldu. Ve evet birlikte Kundalini meditasyonu yaptık. Düzenli uygulamaları da aktardım. Ben görevimi yerine getirmiş oldum bu şekilde.

Ülkemizde yaşanan orman yangınları ve zeytinliklerimize  yönelik planlanan yok edici projelere karşı bu deneyimi sizlerle paylaşmayı  bir sorumluluk olarak gördüm.

Olga'nın izni ile de sizlerle paylaştım.

Ağaçlar tüm varoluş ile bağı olan, biz insanlardan çok daha fazla duyulara sahip, geçmişi şimdiyi ve hatta belki de geleceği dahi bilen bilinç sahibi canlılardır. 

Ortak bir yaşam alanının  yaşam şebekesinin (web of life) bir nevi ''baz istasyonları''dır.

Ağaçların kaybı, yaşam şebekesinde büyük yaralar açmaktadır.

İklim krizi ve aşırı sıcaklar,  susuzluk, biyoçeşitliliğin azalması ve daha bir çok çevresel felaketin temelinde, ağaçsızlık önemli bir role sahiptir.

Biz insanların da,   ağaçların bağlı olduğu bu yaşam şebekesine bağlı olduğunu düşünüyorum. Bağımız ne kadar güçlü ise yaşam enerjimiz de o kadar güçlü oluyor.

Bilim bir gün bunu kanıtlayacak ve dünyanın her yerinde deli gibi ağaç dikilecek. Tek bir ağacın köklenmesi bile çok ağır cezalara denk gelecek. Kasten insna öldürmek gibi !

Bu deneyim sonrası oğullarıma , ben öldükten sonra beni hatırlamak isterlerse, özel bağ kurduğuma inandığım Fenerbahçe Parkı'ndaki dev sakız ağacının yanına gidip ona dokunarak bir süre meditasyon yapabileceklerini söyledim.

Ayrılık bir ilüzyon ve sevdiklerimize az da olsa tutunabilecekleri bir dal vermek hoşuma gitti.

Öğretmenim Olga'ya  uzun yıllar sevdikleri ile sağlıklı bir yaşam dilerken, öte dünyaya göç etmiş sevgili teyzesi Şahsanem hanıma  de saygı ve minnet duyguları ile teşekkür ediyorum. Yaşattığı bu deneyim farkındalık için. Huzur içinde olsun...

Işıkla,





x


 



8 Kasım 2025 Cumartesi

Babamın Ihlamur Ağacı

Babam Barlas Erdemir'in  babası  dedem Kazım Erdemir   1949 yılında Üsküdar Salacak'taki aile toprağımız olarak tanımladığım araziyi almış. 

Dedem birbuçuk dönüm arazide üç katlı bir ev inşaa etmiş ve alt bahçe bostan üst bahçe çiçeklik olarak düzenlemiş.  Özenle ailesi için bir yuva kurmuş dedem.


Bostan kısmına  da sevgili dedem Kazım bey çeşit çeşit meyve ağaçları dikmiş. Karaduttan incirden kiraza kayısıdan eriklere malta eriğinden armutlara ceviz fındık vişne aklınıza gelen her meyve ağacı olduğunu hatırlıyorum.

Dedem babam 19 yaşında vefat edince, bahçenin tüm sorumluluğunu babam almış.

Muhtemelen yine dedemin diktiği  bir de ıhlamur ağacımız vardı bahçemizde.

Ben de yirmi yaşına kadar bu bostanlı bahçeli evde yaşadım. 1987 yılında tüm araziye iki apartman  yapılması planlandı ve iki ağaç dışında onlarca ağacı malesef kaybettik.

Sadece o ıhlamur ağacı ve bir çam fıstığı ağacı kalmıştı geriye.

Belki de yüz   yaşına merdiven dayamış bu ıhlamur agacı  2025 yılının temmuz ayına  kadar ailemizin bir büyüğü gibi bizlerle birlikteydi. 2021 yılı  babalar gününde babama bir tutam ıhlamur çiçeği vererek gününü kutladığımı da  hatırlıyorum bir de. Bir nevi babam ile özdeşleştirdiğimi düşünüyorum bu ağacı şimdi.

Babam 2023 mart ayında rahatsızlanmıştı. Malesef agresif ilerleyenbir kanser ile karşı karşıyaydık. Ve  3 haziran 2023 'de vefatından sadece bir kaç gün önce ''Ihlamur kalacak mı acaba? '' demişti.

Babamın çocukluğuna gençliğine tüm yaşamına tanıklık etmiş ona arkadaşlık etmiş bir ağaçtı bu ağaç. Kadim bir dostu kaybetme endişesi vardı yüreğinde güzel babamın. Belki de ailesi ile annesi babası ile bağını temsil ediyordu o ıhlamur ağacı. 

Ve onun ani kaybının acısı ile bir kaç gün sonra kentsel dönüşümü üstlenen müteaahit firma sahibini ziyarete gitmiştim.

Ve babamın ıhlamur ağacının korunması için ricada bulundum.

İki sene ruhsat için bekledik ve hep bir umudum vardı.

Arada yine tekrarladım ricamızı.

Ve 2025 temmuz ayında malesef otopark için tüm ağaçların kesilmesi gerektiği bilgisini aldık.

Ağacı taşıyarak koruyalım dedik fakat yaşı nedeni ile yerinde korunması gerektiği iletildi  NGBB botanik bahçesindeki  dostlarım tarafından.

Ve acı bir şekilde durumu kabullenmek durumunda kaldım.

Veda etmekten ayrılığı kabul etmekten başka bir çarem kalmamıştı.

Ihlamur ağacını gören penceremizin önünde  mum ve tütsü yaktım bir akşam. 

Bizlerin güvenli bir evde oturması için varlığını feda ettiği için teşekkür ettim,...

Çocukluğumda  yaz başında açan çiçeklerini toplardık babamla. Mis gibi ıhlamur kokardı üstümüz başımız.


Ve o temmuz yaz akşamı, ki çiçekleri kurumuştu çoktan, hafif bir rüzgarla bir an mis gibi ıhlamur kokusu duydum.

Sanki beni duymuştu ıhlamur ağacımız ve onu onurlandırmak için yaptığım serenomiyi kabul etmişti.

Bağ kurmuştuk!

Belki de babamın ruhu ıhlamur ağacı aracılığı ile bana mesaj yollamıştı.

Beni duyuyor ve görüyordu. 

Yanılmıyorsam ertesi gün dibindeki sürgünlerden alıp belki yavrularını  kurtarabilir miyiz diye bir fikir geldi aklıma. Yaz ayı olduğundan zordu tutması. Ama denemek zorundaydım.

Müteahhit firma yetkilisine bilgi verdim ve  peysaj sorumlusu da geldi ağacın köklenmesi işlemine. Ve peysaj sorumlusu  beş adet sürgünü alabildi. 20 yaşındaki oğlumla  yan yana izledik ağacın köklenmesini.  Sanki bir aile büyüğümüzün cenazesine hazırlanışını izliyorduk. Saygı ile sessizce eşlik ettik bu olaya.

Bebek sürgünleri hemen bir saksıya dikip suladık. Acil olarak botanik bahçesine götürmemiz gerekiyordu gerekli ilk müdahale için.

Hemen bir taksi çağırdık ve 80 yaşındaki annemi de alarak yola çıktık sürgünlerle.

Tam taksi hareket ettiğinde bizim ıhlamur ağacının yüklendiği kamyonet önümüzde hareket etti. Uzun bir süre ağaç yüklü kamyonetin arkasında yol aldık taksi ile. Sanki cenaze arabasının arkasından gidiyorduk.

Ve yollarımız ayrıldı bir noktada.

Sürgünleri vakitlice yetiştirdik botanik bahçesine ve gölgelik uygun bir yere yerleştirip su verdik.

Ara ara gidip ziyaret ediyorum.

2026 baharında anlayacağız,  hayata tutunum tutunmadıklarını.

Umarım bir süpriz yaparlar ve hayata tutunurlar. Ve biz de yeni evimizin bahçesine uygun bir yere dikebiliriz tekrardan.

Yaşadığım bu olay sonrası kentsel dönüşümde ne çok ağaç kaybı yaşadığımızı bir kez daha duyumsadım acı ile.  Gerekli masrafları ödeyerek ağaçlarını kurtarmak isteyen vatandaşa büyükşehir belediyelerinin destek olması mümkün olmalı diye düşündüm. Bir çok değerli ağaç taşınarak başka yerlerde yaşamaya devam edebilirler.

Zor değil bu mümkün!

Atamızın bir çınar ağacını yaşatmak için bir köşkü taşıttığını hatırlayınca hele daha bir umutlandım.

Sadece ihtiyacı görmek ve alan açmak yeterli. Duyarlı olmak!

Bir çok ağaç dostu maliyetini de ödeyerek ağaçların korunmasına destek olacaktır eminim.

Babamın ıhlamur ağacının iki yaprağını aldım kuruttum. Ve hazine kutumda saklıyorum.

Huzur içinde ol sevgili babacığım.

Seni seviyorum...



Not : Aile bahçemizden yadigar son çam fıstığı ağacımızı sorarsanız o hala yaşıyor. Kamuya ait oldu. Sokak başında dimdik güneşi selamlıyor her sabah. Arada sohbet ediyoruz. Ve yakında çıkacak KOMŞUM AĞAÇ Üsküdar Ağaç Turu isimli çocuk kitabımdaki ağaçlardan biri olarak yaşatacağım dedemin ağacını.







xxxx



Minguzzi İçin Adalet

 Nefesimizi tutarak izlediğimiz bir dava bir kaç gün önce sonuçlandı.

Ve evet yüreklerimiz soğumadı!


Eminim ki sevgili  Mattia Ahmet'in annesinin yüreği de hala kor alevler içinde...

Adalet malesef yine yara aldı.

Neden mi?

Biliyorsunuz dört kişinin dahil olduğu bir suç işlenmişti.

Sadece iki kişi, yani fiziken  Mattia Ahmet ile temas edip onu yaralayan ve yaralarının büyümesine neden olan,  Mattia Ahmet'e  fiziksel şiddet uygulayan bu iki kişi ceza aldı. 

Ve fakat suç planlanırken ve ifa edilirken,  ceza alan kişilerin yanında olan diğer iki kişi serbest bırakıldı.

İnandığım bir şey var ki mahkemeler toplum mühendisliği kurumlarıdır. Oradan çıkan kararlar toplumun ahlak erdem etik sosyo kültürel dokusu ne derseniz deyin bu dokuya şekil verir. Adaletin tecelli ettiği kararlar daha iyiye adaletin yaralandığı kararlar ise daha kötüye doğru şekil verir bu dokuya.

Ve işte soruyorum:

Bir insan gördüğü duyduğu herşeyden sorumlu değil midir?

Suç planlanırken , suç işlenirken vazgeçirmeye durdurmaya çalışmayan polise haber vermeyen çevreden yardım istemeyen tıbbi yardım için acil çağrı yapmayan kişi suçsuz mudur?

Hunharca acımasızca planlanan işlenen cinayet sonrası çekilen videoda yer almıyo rmu bu iki kişi?

Birinci derece suçlu olmasa da en azından duyarsız sorumsuz bu davranışları nedeni ile belirli bir cezaya mahkum edilebilirlerdi.

Her insanın başına polis dikilemeyeceğine göre toplumsal, ahlaki bir sözsüz anlaşma ile toplumdaki  herkes herkese sahip çıkar korur gözetir adaletin   güçlü bir şekilde yaşadığı toplumlarda.

İnsan olmanın, vatandaş olmanın, komşu olmanın, arkadaş olmanın vd hukuki sorumluluk tanımları vardır. Sözsüz dile gelmeyen davranışsal kavramlardır bunlar. Ve ailede eğitim kurumlarında ve toplumsal yaşam içinde doğaçlama öğrenilen kavramlardır bunlar. Bu davranışsal dokunun zedelenmesinin çoklu nedenlerini hepimiz biliyoruz. 

Peki bu adaleti yaralayan kararın sonucu ne mi olacak?

Sokakta kimse kimseye dönüp bakmayacak yardım etmeyecek yürüyüp gidecek...Gördüğü duyduğu şeylere duyarsızlaşacak...

Adaletin tam tecelli edip etmediğini nasıl mı anlarız?

Alınan karar sonrası insanlar kendini daha güvende mi hissediyor yoksa daha çok mu güvensiz hissediyor? Korku hafifliyor mu güçleniyor mu?

İşte bu soru bize gerçek adalatin tecelli edip etmediğinin göstergesi olacaktır.

Şimdi soruyorum size;

Bu korkunç  olaya karışan iki kişinin serbest bırakılması kararı,  sizi daha güvenli hissettirdi mi? Korkunuz endişeniz azaldı mı yoksa daha da mı büyüdü?

Evet malesef mahkemenin kararı malesef toplumdaki güveni huzuru sağlayamamış ve korku endişe ateşini harlamıştır.

Umarım en kısa zamanda gerçek adalet tecelli eder ve sevgili  Mattia Ahmet'in annesinin yüreği az da olsa soğur.







x