3 Ekim 2011 Pazartesi

"Bilge CEO" lar Zamanı

İnsanlık gerçekten bambaşka bir dünyanın eşiğinde...

Eski ile yeni dünya çoktan ayrılmaya başladı ve son kopuşlar gündemde...

Eskiden bilge bir kişi olmanın belirli kuralları vardı.

Dünya nimetlerinden , eğlenceden , keyiften uzak kalarak arzuları / nefisi terbiye etmek,

İnsanlardan uzakta yaşamak, dağa mağaraya çekilmek,

Maddi değeri hiç bir şeye sahip olmamak ve hatta değer vermemek,

Güç sembolü olabilecek konum mevki ünvanlardan uzak durmak,

Hatırladığım bir öykü vardır, çok severim. Tam cümleler olmasada mesajı aktarmaya çalışacağım.

Bir bilge büyük bir kralın huzuruna çağrılır. Kral bilgeye ona bilgeliği öğretmesini söyler. Bilge kendisinin kral olarak belirli bir süre yaşaması gerektiğini iletir. Kral krallığından feragat eder ve bilge kişi ülkenin kralı olur. Yıllar geçer. Bir gün kral olan bilge , "Hadi ülkemin en uzak sınırına beni götür " der eski krala...Yola çıkarlar birlikte. Sınıra gelirler. Bilge kral sınırın ötesine geçer ve ancak eski kral sınırı geçemez. Çünki orada krallığının hükmü yoktur. İşte o zaman bilge kral tacını asasını verir eski krala ve " Görüyorsun ki ben senden daha özgürüm ve taca asaya tutunmuyorum. İşte bilgelik bu " demiş.


ROBIN SHARMA VE SATTIĞI FERRARİ'Sİ

Sözün özü şu ki bilge olmak için artık Ferrari'nizi satmanız gerekmiyor.

Marifet "Ferrari sahibi bir bilge" olabilmekte...

Ferrariye sahip olsan da olmasan da içindeki mutluluk, neşe ve huzur aynı ise bu iş olmuştur...

Kim olduğumuzun sahip olduğumuz şeylerle hiç mi hiç ilgisi yok aslında.

Okyanus manzaralı lüks bir villa da yaşayıp, üstü açık beyaz bir Porshe kullanıp, gayet hoş bir tekneye sahip olup, dünyayı gezip , en güzel yiyecekleri yiyerek ve kıyafetleri giyerek , eğlenerek de bilge olunabilir. İçimizdeki varlık , özümüz en güzel şeylere layık zira...


Bence hiçlik ve yokluk kavramlarını karıştırmışız kafamızda bir şekilde.

"Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir" der sevgili Mevlana'mız.

İşte kişi içindeki "hiçliğe" dokunabildiği ulaştığı noktada bence bir boşluk / vakum alanı oluşuyor...Evren boşlukları sevmez...Vakum alanı dışarıdaki şeyleri çeker kendine doğru...

Duygu ve düşünceleri olumlu , sevgide ve ışıkta olan bir varlık içinde hiçliğe ulaştığında evrenin tüm güzelliğini iyiliğini ve bolluğunu yaşamına çeker...Bolluk bilinci açılmıştır o varlık için artık.

Hinduizm'de Krishna'nın flütü sembolü vardır. İçi boş olursa ancak flüt güzel melodiler çıkartabilir. Yani Tanrı / Evren ancak bizim içimizde boşluk / hiçlik olduğu noktada en güzel yaratımı gerçekleştirebilir. Yani özümüz , rabbımız , ruhumuz kendini yeryüzüne tam olarak indirebilir ve biz de kendimizi gerçekleştirmiş oluruz.

Peki bu hiçliğe nasıl ulaşılır? Bana göre doğduğumuz anda ışıktan bir varlığız. Hani derler ya "nurtopu gibi bir oğlunuz kızınız oldu" diye...Aynen öyle ...Işıktan bir top gibidir varlığımız...

Sonrasında meliler, malılar, yasaklar, sevgide ışıkta olmayan inanç ve düşünce kalıpları, korkular , bağımlılıklar, yaşanan duygusal travmalar üst üste zar veya kabuk gibi örter bu ışık topunun...Dışarıya yansıyan ışığı azalır varlığın...

Oysa öz aynen yerindedir...İşte tek tek bu kabuklar zarlar soyulduğunda varlık daha bir ışıldamaya başlar...Tüm bu içsel "doluluk"tan özgürleştiğimizde ki buna "duygusal özgürlük" de deniliyor , içimizde muhteşem bir boşluk oluşmaya başlar. Bu boşluğu bilinçli olarak sevgi ve ışıkla doldurmaya niyet ederek , özümüzün ışığının ve sevgisinin varlığımızdaki bu boşlukları doldurmasını sağlarız. Herşey bir ışık oyunu gibi sanki...

Hiçlik varlığın tamamen sevgide ve ışıkta olma halidir.

Hiçlik bolluk bilincine aittir. Yokluk kıtlık bilincine aittir.

Hiçlikte herşey vardır. Yoklukta hiçbirşey yoktur.

Bir diğer konu da "yargılamak"...

Birini yargıladığımızda o kişiye varlığımızı kapatıyoruzdur. Varlığımızla o kişinin varlığı arasına bir duvar örmüşüzdür. Varlığımız ne boyutta olursa olsun diğerine ulaşamaz ve ışığımız da sevgimiz de bir fark yaratamaz diğerinde...Oysa diğer kişiyi olduğu gibi kabul edip koşulsuz sevmeyi seçtiğimizde buna niyet ettiğimizde varlığımız açılır sevgi ile diğer varlığa...Eğer diğer kişi de değişime dönüşüme açık ve buna niyet etmiş bir varlık ise işte o zaman ancak sevgi ve ışık diğerine ulaşır ve yüksek bilinç , titreşimi ile diğerini de yükseltir.

Sevgili Mevlana'mızın da bu şekilde varlıkların özüne dokunabildiğine inanıyorum. Herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edip koşulsuz sevebilmek...



O çok yüce bir varlık ki kendi varlığını okyanusun varlığı ile BİR edebilmiş. Ve halen her kim ki gönül açıklığı ile huzuruna gittiğinde , huzuruna gelen o varlığı olduğu gibi kabul edip koşulsuz severek, varlığın tıpkı kendisi gibi okyanus ile birleşmesine vesile olmaktadır. O zaten varlığını okyanus ile bir ederek , okyanus olmuştur...

Şimdi gelelim bilge CEO'lar konusuna...

Değişim dönüşüm bireysel formda olduğu gibi kurumsal formda da olmaktadır. Hatta değişime dönüşüme olan istek ve niyetleri ile kurumların varlıkları , çok daha büyük bir etkileşim alanı yaratmaktadır insanlığın evrimi yolculuğunda...

Bilge CEO'lar , yani içlerindeki hiçliğe dokunabilmiş, varlıklarını okyanusun varlığına katabilmiş , sevgi ile varlıklarını çalışanlarına açabilmiş yöneticiler, insanlığın evriminde çok önemli role sahiptirler.

Düşünün onbinlerce çalışanı olan uluslararası şirketleri...Ve bu şirketlerin bilge CEO'lara sahip olduğunu...

Mevlana ya da Budha gibi bir varlığın onbinlerce çalışanı olan bir şirketin CEO 'su olması halinde neler olabileceğini hayal etmenizi istiyorum burada sizden.

Hayal edebiliyor musunuz? Ben edebiliyorum. Ne muhteşem olurdu değil mi? Neden olmasın!

Bilge bir CEO...

O öyle bir ışıktır ki, tüm çalışanlarının bilincini etkiler...İlham verir varlığı ile....Vizyoner ve yaratıcıdır. İnsan potansiyelinin en muhteşem şekilde ortaya çıkması için vardır yeryüzünde ve bunu da gerçekleştirir...Varlığı ile fark yaratır çevresindeki insanların yaşamında.. İnsana doğaya saygılıdır ve sürdürülebilir yaşam en önemli değeridir...Korkuda değil sevgide kurgular tüm ürün ve hizmet yelpazesini...Varlığı ile BİR 'liği BÜTÜN'lüğü destekleyen bir liderdir. Yeni dünyanın kapılarını açan anahtardır o.

"Yaşam kendini bulmak değil kendini yaratmakla ilgili bir şeydir" diyen sözü bilirsiniz...

İşte kendini "yaratabilmiş" bilge CEO 'ların zamanı geldi...Dünyanın ve insanlığın ihtiyacı da budur artık.

Bugünler çok yakın...Yarından bile yakın.

Bu yazıyı Timur Tiryaki'nin "Buddha 'mı olsam yoksa CEO 'mu olsam ? "isimli kitabının başlığından ilham alarak yazdım.Henüz kitabı almadım ve en kısa sürede almayı planlıyorum...

Sevgilerimle

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...