10 Temmuz 2016 Pazar

Seyir Defterimden Notlar

Uzun zamandır kafamda dönüp duran bir konu bu.

Kişisel ya da Bireysel gelişim veya her türlü enerji çalışmaları ile ilgili bir farkındalığımı paylaşmak istiyorum.

Evet son derece inanıyorum bu çalışmalara.

İçimiz ne ise dışarımız da o oluyor!



Bir nevi film makinası beynimiz. Projeksiyon ettiği ne ise onu yaşıyoruz.

İçerideki düşünce algı inanç duygu değişince dışarısı da değişiyor.

Bunu biliyorum!

Fakat ince bir ayar noktası var burada.

Bir kaç atölye, bir kaç aile dizimi bir kaç enerji çalışması ile tadında bırakmak gerekiyor.

Takıntılı şekilde sürekli bir şeyler arayıp sürekli o çalışmada bu çalışmaya savrulursa kişi evrene "Ben yeterince iyi değilim elimdeki ile tatmin değilim mutsuzum " gibi mesajlar veriyor aslında...

Ve evren de evet deyim daha çok kendini iyi hissetmiyeceği tatmin olamıyacağı mutsuz olacağı olasılıkları çekip getiriyor..."Yıllardır çalışıp duruyorum neden istediğim hayatı ya da hayallerimi gerçekleştiremedim" cümlesinin  meali bu olabilir.

Özetle bu tarz çalışmalarda dengede olmak çok önemli. Bir kaç çalışma yeterli olacaktır. Kendi cehenneminden geçerek kendi bütünselliğini tesis edebilmiş doğru rehberi  ve kişiye uygun doğru tekniği bulmak asıl olan.

Yaşam en büyük öğretmen ve rehber...Onun getirdiklerini kabul edip deneyimlemek asıl dönüştürücü olan.  Zihinle yapılan çalışmaların dışarıdaki gerçekliğe dönüşebilmesi için yaşam deneyimi şart!

Seçilecek rehber ve teknik/öğreti için de bir iki ip ucu vermek isterim.
Bir yerde hiyerarşi var ise, özel insan olduğunuz söyleniliyorsa, seçilmiş bir grup olduğunuz anlatılıyorsa, kurtarıcı olduğunuz müjdeleniyorsa, kişiliğiniz abartılı şekilde övülüyorsa, ciddi zamanınızı alan "gönüllü" çalışmalar var ise, para pul hikayeleri var ise lütfen çok dikkatli olun derim!

Bu noktada bir çoğunuzun aklına Tanrılar Okulu kitabı gelecek biliyorum. Kitabın mesajı yaşamımızda olan her şeyden tamamen ama tamamen bizim sorumlu olduğumuz. Diyelim çocuğunuz öldü, işiniz battı , ülkenizde savaş çıktı...Bu elbette kısmen doğru ama bana göre gerçeğin tamamı değil. Bireysel irade dışında ait olduğumuz aile topluluk ve toplumun ve hatta insanlığın kollektif iradelerinin karşılıklı etkileşimde olduğu bir enerji puzzle ı içinde yaşıyoruz. Buna külli irade de deniyor ki ben yaşamın iradesi demeyi seviyorum. Olandan tek bir kişiyi sorumlu tutmak suçluluk duygusunu ve kendi kendini cezalandırma davranış modellerini tetikliyor ki bunların hepsi egonun oyunları. Elbette sözlerimizin davranışlarımızın hatta  düşünce ve duygularımızın sorumluluğunu almamız bizi yetişkin bir bireylik seviyesine taşıyacaktır. Fakat olmakta olandan sadece kişinin kendisi sorumlu olamaz. Kuantum Fizik yasalarına göre de bu mümkün değildir.



Bu kitabın mesajını bir süre yaşamımda deneyimledim. Yani ben de her şeyden tamamen kendimi sorumlu tuttum. Çok sancılı ve acılı bir dönemdi. Fakat şu anda bu bakış açısının insana çok ciddi zarar verdiğini düşünüyorum. İnsanın içindeki egoyu besleyen zihni güçlendiren ve hatta zihne egoya hizmet eden bir mesaj içerdiğini düşünüyorum. Ayrılığı korkuyu besleyen insanı yalnızlaştıran bir mesaj. Hatta kendinizi Tanrı bile sanabilirsiniz eğer kişiliğiniz tam gelişmemiş ise ya da gerçek ruhsallık ile tanışmamış iseniz daha önce. Kalbiniz ile temas etmemişseniz!

Ve burada itiraf ediyorum ki yaşamımın büyük bir bölümünü hep akıl zihin yani egom ile yaşamışım. Ego temelli bir yaşamda siz ve diğerleri var. Rekabet yarış güçlü olmak başarılı olmak iyi hatta mükemmel olmak haklı olmak kontrol etmek yargı eleştiri suçlama şikayet beklenti sahip olma düşman var...Liste uzuyor gidiyor siz anladınız ne demek istediğimi. Özetle ayrılık ve korku var! Dünyanın da içinde olduğu durum bu değil mi zaten?

Oysa kalp temelli bir yaşamda ayrılık yok. Yukarıdakilerin hiçbiri yok. Sadece kabul var teslimiyet var anlayış var koşulsuz sevgi var paylaşım var destek var. Yani birlik ve sevgi! Sahi hepimizin hayal ettiği dünya bu değil mi?



Yazının bu noktasında ağaçları hatırladım.Ağaçların hep bu duruşla  kalp yani sevgi temelli yaşadıklarını düşünmüşümdür. Sel gelip alabilir, yıldırım düşebilir, insanlar gelip yakabilir ya da binlerce yıl yaşayabilir olduğu yerde. Tam teslimiyet ve kabul halindedir ağaçlar. Sessizce izlerler olmakta olanı...Tüm kadim geleneklerden bilgelerin biz insanlara önerdikleri gibi anda izleyici konumunda teslimiyetle yaşarlar ağaçlar.

Sanırım tüm insanlık için içimizdeki ağacın tohumunun uyanıp gelişip  sevgi temelli var olma becerisini geliştirme zamanı geldi.

Ancak o zaman kalp ile yaşayarak birlik ve barışı tesis edebileceğiz yeryüzünde.

Şairin sözleri  de daha bir anlamlanıyor şimdi.

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür , ve bir orman gibi kardeşçesine."

Olduğumuz kişiyi yeryüzüne indirme zamanıdır. Ve ancak o zaman kendimizi gerçekleştirmiş olacağız. Düşünsenize yedi milyar insanın maskelerini atıp kalp temelli yaşamaya başladığını bir anda...

Evet ağaç gibi yaşamak  zamanıdır artık!

Ağaç gibi olmak !

Kim bilir belki de Hayat Ağacı her birimizin  içindedir?

Sevgiyle,







x

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...